Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Medya kuruluşlarımızın değerli Ankara Temsilcileri,

Bugün davetimize icabet edip bir araya geldiğimiz için sizlere teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi 5 Haziran 2024 tarihinde yapılan Türkiye Belediyeler Birliği genel kurulunda TBB’nin yeni başkanı olarak seçildim. Birliğimizin merkezi başkentimiz Ankara olduğu için o günden beri 1 kez Adıyaman’da yaptığımız toplantı hariç her ay Ankaramıza toplantılarımız için geliyorum.

Bugün de Ankara’da birliğimizin hem Encümen Toplantısı hem de Meclis toplantısını gerçekleştireceğiz o yüzden buradayız. Ankara’da görev yapan basın mensupları ile 6 yıla yaklaşan İBB Başkanlığım ve 6 aylık TBB Başkanlığım döneminde hiç kapsamlı bir toplantı yapma fırsatı ne yazık ki bulamamıştım. Zaten Türkiye son 2-3 yıldır yoğun ve tartışmalı bir seçim dönemi yaşadığı için, böyle bir toplantının daha önce yapılması farklı alanlara çekilebilir ve gereksiz tartışma ortamı yaratabilirdi.

Sizlerle samimi ve anlamlı bir sohbet fırsatı bugüne nasip oldu.

Yani  Ekrem İmamoğlu Ankara Temsilcileri ile neden buluştu, zamanlamayı neden bugün tercih etti ya da "Ankara’ya ısınma turu mu" diye düşünen varsa aranızda sorunun yanıtı bu kadar sadedir.

Bazı yazılar okudum "İmamoğlu Ankara’ya Açılıyor" deniliyor, öyle değil. Zaten 6 yıldır Ankara’ya açığım, defalarca gelip gittik, çok sayıda önemli ve tarihi toplantılara katıldım. Sadece sizlerle ilk kez geniş kapsamda bir araya geliyoruz. Bu vesile ile toplantımıza katılımınız için tekrar teşekkür ederim.

Değerli Basın Mensupları,

Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olmadan önce de yani İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı olmamla birlikte İstanbul gibi, Anadolu’yu da her zaman önemsedik, parti ayrımı yapmadan Türkiye’nin 7 bölgesinde çok sayıda belediyeye önemli yatırımlarda bulunduk. İstanbul’un nüfusu ile demografik yapısıyla Türkiye profilini yansıttığı bilinciyle hareket ettik. Yani hem İstanbul’a hem Türkiye’ye yatırım yaptık.

Bu yatırımlar kimi zaman bir park, bir meydan düzenlemesi oldu kimi zaman bir terminal binası inşa ettik kimi zaman bir fabrika, misafirhane inşaatı oldu kimi zaman da temizlik ve iş makineleri desteğinde bulunduk. Önemli bir katkımız da proje hazırlama destekleriydi. İBB’nin birikimli projecileri tarafından kentlerimize çok sayıda yeni proje kazandırdık. 5 yıllık icraata bakıldığında toplamda 79 ilde 400’den fazla belediyeye İBB olarak dokunmuşuz.

Tamamladığımız projelerin bedeli 1.940 milyar lira, devam eden projelerin bedeli 858 milyon liradır. Yani İBB olarak 5 yılda Anadolu’ya 2.8 milyar liralık yatırımımız oldu.

Şimdi de TBB çatısı altında her zaman olduğu gibi partizanlığı dışlamış, ihtiyaç haritası ve beklentilere göre daha güçlü şekilde Türkiye’deki yerel yönetimlerle çalışmaya devam ediyoruz.

Çünkü gerçekten bizden önceki TBB faaliyetlerine baktığımızda iktidar partisi belediyeleri lehine bir ayrımcılık ve kayırmacılık olduğunu görebiliyoruz. TBB yönetimine biz geldikten sonra hemen bir kriter çalışması yaptırdım. Artık TBB eliyle yapılacak hibeler, geçmişte alınan/alınmayan hibe miktarı, belediyenin coğrafi genişliği, sosyo-ekonomik durumu ve pozitif ayrımcılık olarak kadın belediye başkanı olması gibi kriterlere dayanıyor. Yol haritamızı bu çerçevede belirledik.

Türkiye’deki tüm belediyeler ne yazık ki mali zorluklar içerisinde. Kuşkusuz bunda önemli etkenlerden biri de ülkede uzun süredir devam eden kriz ortamı ve bozulan ekonomik dengelerdir. Hepimizin bildiği gibi ülkemiz zorlu bir süreçten geçiyor. Ekonomik zorluklar, siyasi gerilimler ve toplumsal kutuplaşma hepimizi etkiliyor. Ancak bizler bu zor günlerde dahi milletimizin bir arada olma iradesine ve geleceğe dair umuduna inanıyoruz. Birlik ve beraberlik içinde hareket ederek bu zorlukları aşacağımıza yürekten inanıyorum.

İstanbul’da göreve geldiğimiz günden bu yana, kentimizin sorunlarını çözmek ve halkımıza en iyi hizmeti sunmak için büyük bir çaba sarf ettik. Ulaşımdan kentsel dönüşüme, sosyal yardımlardan çevre projelerine kadar pek çok alanda önemli adımlar attık.

Altını çizmek isterim ki göreve geldiğimizin 6. ayında pandemi felaketini, ağır ekonomik krizle birlikte yaşamış bir belediyeden bahsediyoruz. Buna rağmen az zamanda çok ve büyük işler yaptık.

Bu işler arasında devasa boyutlarda altyapı ve ulaşım yatırımları da var, kültürel mirasımızı usulüne uygun yeniden İstanbul’a kazandırmak da var, hayat pahalılığı karşısında ezilen vatandaşlarımıza sosyal destekler de.

İlk dönemimizde İstanbul’a 65 km uzunluğunda metro yaptık. Bugün 1 km metronun yapım maliyeti, zemin koşullarına ve dövizdeki oynamalara bağlı olarak 50 ila 60 milyon Euro arasında. Maliyet açısından bakarsanız da bitirilen yatırımların büyüklüğünü anlayabiliriz. 2025 yılı sonunda Ümraniye-Ataşehir- Göztepe ve Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli metro hatlarının da tamamen bitirilmesi ile toplamda 85 km uzunluğunda metroyu 6 yıldan az sürede tamamlamış olacağız.

Metroların yapımı için bu zamana kadar yurtdışından 2.5 milyar Euro kredi temin ettik. Bu da İBB’ye olan güvenin bir resmidir. Peki, bu kadar kredi aldık da İBB’nin dış borcu ne kadar arttı? Göreve geldiğimizde 4 milyar 57 milyon Euro dış borcu olan İBB’nin bugünkü dış borcu 4 milyar 373 milyon Euro’dur. Bu da aynı dönemde 2 milyar Euro’dan fazla dış borç ödemesi yaptığımızı gösterir.

GÜÇLÜ İBB BUDUR.

İstanbul’un yer altına yatırımlarımız sadece metro işleri ile sınırlı kalmadı. İSKİ tarihinin yapılamaz denilen en büyük yatırımlarını hayata geçirdik. İstanbul’un kronikleşmiş su baskını sorununu 140 yerde yaptığımız altyapı yatırımları ile çözdük. İçinden trenlerin geçebileceği büyüklükte tünellerle İstanbul’un bir daha su temini sorunu yaşamaması için milyarlarca liralık yatırımlar yaptık yapmaya devam ediyoruz. Son günlerde İstanbul’daki su fiyatlarının arttığı yönünde haberler görsek de, son derece pahalı şekilde temin ettiğimiz su bedeli ile büyükşehirler arasında fiyatlamada 10. sıradayız.

İstanbul’un kültür atlasına baktığınızda artık İBB’nin kente yeniden kazandırdığı tarihi-kültürel-sanatsal mekanları ilk sırada görürsünüz. Casa Botter’den Metrohan’a, Müze Gazhane’den, Çubuklu Siloları’na kadar onlarca kaderine terk edilmiş atıl mekan bugün binlerce sanatseveri her gün ağırlayan unsurlara dönüştü.

Art İstanbul Feshane’deki dönüşüm, Anadolu ve Rumeli Hisarlarının restorasyonu dünya çapında ses getirdi. Yerebatan Sarnıcı’ndaki değişimle bu müzemiz İstanbul’da ziyaret edilen müzeler arasında ilk sırada yer alıyor. Bizim dönemimizde İBB tartışmasız İstanbul’un kültür sanat dünyasının lokomotifi olmuştur.

Askıda Fatura projemiz ile şu ana kadar hayırseverler, ihtiyaç sahiplerine 160 milyon liradan fazla destek oldu. Altını çizmek isterim ki bu projemiz uluslararası alanda çok sayıda kent tarafından örnek alındı, dünyanın sayılı dayanışma projeleri arasında uluslararası ödüllü bir İstanbul markası olarak kendine yer buldu. Kent Lokantaları artık sadece İstanbul markası olmaktan çıktı, bugün Türkiye markası haline geldi. İstanbul’da 15 kent lokantamız şu ana kadar 4 milyon 11 bin 222 vatandaşımıza fayda sağladı.

İBB tarihinde ilk kez açtığımız 104 kreşimizde 9 bin 978 çocuğumuz okul öncesi eğitim alıyor. Bu zamana kadar 4 bin 208 çocuğumuzu da mezun ettik. Aynı şekilde ilk kez açılan yurtlarımızdan 5200 üniversite öğrencimiz yararlanıyor. Yüzbinlerce annenin ücretsiz toplu taşıma kullandığı Anne Kart’tan, yüzbinlerce çocuğumuza ulaştırdığımız milyonlarca litre Halk Süt’e kadar tarihin en kapsamlı sosyal desteklerini İstanbul’da vatandaşlarımıza sunmaya devam ediyoruz.

Deprem riski ve kentsel dönüşüm İstanbul’un en büyük sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Görev süremizde İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak İstanbul’da yürüttüğümüz depreme yönelik hazırlık çalışmalarımızı Altyapı, Üstyapı, Ulaşım ve Lojistik, Deprem Anı ve Sonrası olmak üzere 4 ana, 14 alt başlıkta ele alıyoruz. 14 Daire Başkanlığımızın yanı sıra İSKİ, İGDAŞ, KİPTAŞ ve İPA’nın dahil olduğu 30,2 milyar lira bütçeli 73 adet projemizi tamamlamış bulunuyoruz.

Devam eden 95 projenin toplam bütçesi 53,7 milyar lira. Hazırlıklarını tamamladığımız en kısa zamanda başlayacağımız 75 adet projemiz için ise 16,5 milyar lira bütçe öngörüyoruz. 2024 yılında İBB’nin depreme hazırlıkta ayırdığı toplam bütçe 10.6 milyar liradır.

Depreme dayanıksız bina yıkma konusunda da karnemiz önceki dönemlere göre daha iyi. 5 yılda, 24 yılda yıkılandan daha çok yapı yıktık. İstanbul genelinde yıkılan bağımsız birim sayısı 6.360’tır. Yeterli midir? Asla.

İstanbul genelinde yaptığımız bağımsız birim sayısı 11.511’dir. 6.418 bağımsız birimin imalatı da devam ediyor. Kısa süre sonra 20 bin bağımsız birimi tamamlamış olacağız. Kuşkusuz kentsel dönüşüm ne bakanlığın, ne belediyenin tek başına altından kalkabileceği bir mesele değildir. Finans-sigorta sektörleri ve tabi ki vatandaşlarımız dahil olmak üzere tüm paydaşların ortaklaşa çözebileceği bir meseledir.

Değerli basın mensupları;

Bu başarıları artırmak ve sürdürmek için yalnızca yerel düzeyde değil, ulusal düzeyde de paylaşmak için iş birliği içerisinde hareket etmek zorundayız.

Ben bu iş birliği için hükümet kanadıyla her zaman açık ve şeffaf bir iletişim kurmak adına elimden gelen çabayı sergiliyorum. Yerel yönetimlerin gücünü sadece hizmet götürmekten ibaret görmüyoruz. Bizler, demokrasinin temel taşlarını oluşturan, halkın ihtiyaçlarını en yakından gören ve çözümler üreten aktörleriz. Ancak şunu unutmamalıyız:

Güçlü bir Türkiye ancak güçlü bir demokrasiyle mümkündür.

Demokrasi ise ancak özgür bir basın, şeffaf bir yönetim ve hesap verebilir bir siyasetle anlam kazanır. Basın mensuplarının, halkı doğru bilgilendirme misyonu, halkımızın gerçeğe ulaşmasında en önemli araçlardan biridir. 

Bu yüzden sizlerle olan diyaloğumuzu çok değerli buluyorum.

Bizler hem İstanbul’da hem de tüm Türkiye’de her türlü ayrımcılığı reddeden, herkesi kucaklayan bir siyaset anlayışını savunuyoruz. Kutuplaştırıcı değil birleştirici bir dili yaygınlaştırmak zorundayız. Farklılıklarımızı zenginlik olarak gören, sorunlarımızı diyalogla çözmeyi hedefleyen bir siyaseti büyütmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Değerli dostlar önümüzde kritik bir dönem var. Bu süreçte halkımızın her bir ferdinin beklentilerini ve taleplerini göz önünde bulundurmak zorundayız. İstanbul’da halkımıza nasıl hesap veriyorsak ülke genelinde de TBB çatısında da aynı şeffaflıkla çalışmak bizim temel ilkemiz olacaktır. Hangi siyasi görüşten olursa olsun, halkımızın çıkarını her şeyin üzerinde tutan bir yönetim anlayışını benimsemeye devam edeceğiz.

Değerli Arkadaşlar;

Bir yandan Türkiye’deki, öte yandan uluslararası alanda yaşanan gelişmeleri kaygıyla izliyoruz.

Bebeklerimizin canına kast edilen son olay artık şapkayı önümüze koyup düşünme zamanının çoktan geçtiğini, artık harekete geçme zamanının geldiğini gösteriyor. Toplum olarak bugünlerde yaşadığımız ölçüde ağır bir travmayı, böylesine bir çaresizliği daha önce hiç hissetmedik. Her zor zamanımızda “Nasıl olsa birileri, bu ülkenin sevdalıları, bu ülkenin okumuş eğitim almış büyükleri bir yerlerde çözümler çalışıyordur.” diye düşündü bu millet. Ancak son zamanlarda art arda patlak veren can yakıcı meseleler, toplumsal kaygıları derinleştirdi.

Milletten uzak olmayan herkes, tehlikeli bir psikolojik eşiğe geldiğimizi fark etmiştir.

Artık bireyin, kamunun koruyucu ve kollayıcı gücünü hissetmediği, adaleti hissetmediği bir dönem yaşıyoruz. Bu tehlikeli bir safhadır. 1999 Marmara depreminin hafızalara kazınan bir sözü vardı. Depremzede bir vatandaş, devlet tarafından yalnız bırakılmalarını ‘Nerde bu devlet nerde bu millet’ diyerek haykırıyordu. Bugünün iktidarı bu sözü yıllarca siyasal istismar aracı olarak kullandı.

O zaman şimdi ben sorayım: Bebeklerin canına kast edilirken nerede bu devlet?
Gasp, cinayet, tecavüz suçluları salıverilip aynı suçları tekrar işlerken nerde bu devlet?
Hakimi, savcısı, polisi belgesellere konu olan rezillikleri yıllarca yaparken nerde bu devlet?

Bakanken, kendi bakanlığına mal satacak kadar fütursuzlaşanlar, mafyalar, bahis çeteleri, uyuşturucu çeteleri; gösteriş budalaları, utanç verici işlerini rahatça sergilerken nerde bu devlet?

Devlette üst düzey resmî görevi olan memurların, havalimanlarından ülkeye kaçak altın soktuğu günlere nasıl denk geldik? Tüm bunlar ve çok daha fazlası olurken nerde bu devlet?

Bugün tam bu noktadayız.

Ağır bir çürüme, ağır bir çöküş yaşıyoruz. Nereye el atsanız adeta elinizde kalıyor.

Sağlık sistemi, eğitim, vergi adaleti, hukuk , hürriyet…

Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları; legal hayatlarımızı, hayatın her alanındaki illegal yapılara teslim etmemek zorundayız. Bu mücadelede koruyucu güç sağlıklı bir devlet yapısıdır.

Yeni doğan bebeklerin yaşam hakkı, alçakların para hırsıyla elinden alınıyor. Annelerin babaların bin bir emekle yetiştirdiği gençlerin geleceği mülakatlarla ellerinden alınıyor. Ekonomik kriz, vatandaşın kimseye muhtaç olmadan, insan onuruna uygun bir biçimde kendi emeğiyle geçinme hakkını elden alıyor.

Artık yeter!

Bu böyle gidemez.

Bir avuç imtiyazlı dışında kimsenin kendini güvende hissetmediği bir ülkede, cumhuriyeti kimsesizlerin kimsesi, herkesin güvencesi kılmak zorundayız

Herkesin kendini eşit ve güvende hissedeceği bir hayatı hep birlikte kurmak zorundayız.

Bugün içinde bulunduğumuz sistemsel bir çöküştür, genel bir çürüme hâlidir.

Bu düzeni değiştirmek tüm yurttaşlara vazifedir.

Bir yandan da uluslararası alanda yaşanan gelişmeleri dikkatle ve ne yazık ki kaygıyla takip ediyoruz. Dünyamız son yıllarda büyük dönüşümlere sahne oluyor. Jeopolitik dengeler yeniden şekilleniyor, ekonomiler büyük sınavlar veriyor ve insanlık, çevresel tehditlerin ciddiyetini her geçen gün daha fazla idrak ediyor.

Bu gelişmelerin her biri, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren ve geleceğimizi etkileyecek adımları gerekli kılıyor. Dünya bir düzensizlik ve belirsizlik döneminde; sıcak çatışmalar geri döndü, kuralsızlık had safhada. Ama burada daha temel bir dönüşüm var.

Benim dünyadaki dönüşümü anlamak için kullandığım ana kavram “eşitsizlik” olacak. Olağanüstü bir eşitsizlik döneminden geçiyoruz ve bu bildiğimiz bütün dengeleri alt üst ediyor. Bu dengeleri şöyle özetlemek isterim:

1.Küresel Gelir Eşitsizliği

Bugün küresel gelir eşitsizliği değişiyor. Tarihsel olarak Batılı ekonomiler dünyadaki zenginliğin büyük bir kısmını kontrol etmişlerdir ancak bugün bu durum değişiyor. Gelişmekte olan ekonomiler küresel gelirden giderek daha büyük bir pay kazanıyorlar. Küresel ekonomik büyümenin tüm ülkelere özellikle de tarihsel olarak geride kalmış olanlara fayda sağlaması önemlidir. Kapsayıcı ekonomik kalkınmaya, ülkeler içindeki ve arasındaki servet uçurumunu ele alan politikalara odaklanmamız gerekiyor.

2.Küresel Yönetişim ve Temsilde Eşitsizlik

BM, IMF ve Dünya Bankası gibi küresel kuruluşlar küresel sorunları ele almayı amaçlasa da karar alma süreçlerine gelişmiş ülkeler hakimdir. Bu eşitsiz temsil, iklim değişikliği, göç ve ekonomik istikrarsızlıktan en çok etkilenen yoksul ulusların çıkarlarının genellikle göz ardı edildiği anlamına geliyor. BM, IMF ve Dünya Bankası gibi küresel yönetişim yapılarında, yoksul ulusların karar alma süreçlerinde anlamlı bir söz hakkına sahip olmalarını sağlayacak reformların yapılması gerekiyor.

3.Teknolojik Eşitsizlik

Teknolojik devrim iki ucu keskin bir kılıç oldu. Gelişmiş ekonomilerde muazzam zenginlik ve fırsatlar yaratırken, daha yoksul birçok ülkeyi geride bırakıyor. Bu ülkeler yüksek teknoloji endüstrilerinde rekabet edebilecek ya da dijital ekonomiden faydalanabilecek altyapı, eğitim sistemi ve finansal kaynaklardan yoksun. Bu teknolojik eşitsizlik, küresel eşitsizliği her gün daha da derinleştiriyor; çünkü ekonomilerini yenileme ve dijitalleştirme becerisine sahip olmayan ülkeler dış şoklara karşı savunmasız kalıyor ve daha zengin ülkelere olan bağımlılıkları artıyor.

4.İklim Eşitsizliği

İklim krizi küresel adaletsizliği en bariz ortaya koyan örneklerden biri. Küresel karbon emisyonlarına en az katkıda bulunan yoksul ülkeler, iklim değişikliğinin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya. Bu durum, sorundan en az sorumlu olanların en çok zarar gördüğü derin bir iklim adaletsizliği yaratıyor.

5.Göç Eşitsizliği

Göç küresel eşitsizliğin hem bir sonucu hem de nedenidir. İnsanlar yoksulluktan, çatışmalardan, siyasi istikrarsızlıktan ve giderek artan çevresel felaketlerden kaçıyor. Yoksul ülkeler kapasitelerine oranla çok daha fazla mülteci ve yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapıyor. Göç yüklerinin eşitsiz dağılımı, küresel sistemin krizleri yönetme biçimindeki eşitsizlikleri gözler önüne seriyor. Küresel göç politikalarının, mülteci ve sığınmacılara ev sahipliği yapma sorumluluğunu daha adil bir şekilde paylaşacak şekilde yeniden düzenlenmesi, yükün adil şekilde paylaşılması gerekiyor.

6.Uluslararası Yasa ve Normların Eşitsiz Uygulanması

Uluslararası hukuk ve insan hakları kavramı jeopolitik çıkarlara bağlı olarak genellikle tutarsız bir şekilde uygulanıyor. Uluslararası toplum, Ukrayna'daki savaş ve Filistin topraklarının on yıllardır süren işgali ve Gazze’deki çatışmalara çok farklı tepkiler veriyor. Bu seçici uygulama küresel yönetişim kurumlarının meşruiyetine zarar veriyor ve birçok ulusun endişelerinin görmezden gelinmesi adaletsizlik hissi yaratıyor.

Ancak birbiriyle ilişkili bu eşitsizlik biçimlerinin yarattığı sonuçları anlayarak ve bunların ortadan kaldırılmasına çalışarak daha adil bir küresel sisteme doğru ilerleyebiliriz.

Biz Türkiye’nin bu konuda önemli roller üstlenebileceğine inanıyoruz. Adaletsizlik demişken İsrail ordusunun Gazze’de Hamas’a karşı yürüttüğü, ancak kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere on binlerce sivilin ölümü, yaralanması ve yerinden edilmesine neden olarak soykırım boyutunda bir kıyıma dönüşen saldırı; bir insanlık suçudur. Bu durumu insanlık suçu olarak görmek, adalet odaklı dış politikamızın doğal sonucudur.

Biz, Türkiye’nin çözüm süreçlerinin içinde yer alması gerektiğine inanıyoruz. Şu an Türkiye, bu süreçlerin tamamen dışında bırakılmış durumda. Mısır ve Katar bu süreçlerin içinde yer alırken, Türkiye dışlanmıştır. Türkiye’nin Filistin meselesinde herhangi bir rol oynayabilmesinin ön şartı, Netanyahu Hükümeti’nin insanlık dışı uygulamaları ile mücadele ederken, Hamas’ın hamisi rolünden kurtulmasıdır.

Netanyahu ve aşırı sağcı hükümetiyle sağlıklı bir ilişki kurulması mümkün değildir. Ancak Netanyahu da İsrail demek değildir. Bu hükümet ilelebet iktidar olmayacak. Demokrat ve barış yanlısı bir İsrail hükümetiyle Türkiye bölgesel barış ve refah için birlikte çalışabilir. Türkiye sorunun değil çözümün parçası olmalı. Tüm tarafların güvenine sahip olmadan Orta Doğu’da etkili bir rol oynayamayız.

İstanbul, Türkiye ve dünyada yaşananlara dair özet değerlendirmelerimi burada noktalayayım. Sanırım çok sayıda sorunuz olacaktır. Soru-cevap faslına geçerken çayımızı yudumlayalım, o sırada da salon düzeni alınacaktır. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.