Değerli Basın Mensupları

Hepiniz hoş geldiniz, sizleri ve ekran başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı sevgiyle selamlıyorum. Biz Türkiye Belediyeler Birliği olarak yerel yönetimlerin içerisinde bulunduğu sıkıntıların farkındayız ve tüm gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bu nedenle gündemdeki hemen her konuyla ilgili TBB içerisinde çeşitli komisyonlar kurduk. Bu komisyonlarımız hızla çalışmaya başladı. Bugün ara vermeden ikinci toplantımızı yapıyoruz. 

Yerel yönetimlerin en büyük sorunları arasında tabii ki ülkemizin içinde bulunduğu koşullarla paralel olarak ekonomik problemler başı çekiyor. Çok büyük boyutlara ulaşan enflasyon, yakıt ve enerji fiyatlarındaki yüksek artış, maliyetleri de artırıyor. 

Yerel yönetimlerin daha etkin bir biçimde hizmet sunmasının önünde bir engel teşkil ediyor. Diğer yandan Belediyeler olarak bizler hiçbir hemşehrimizi zor durumda bırakmamak, ihtiyaç sahibi hemşehrilerimize destek vermek sorumluluğundayız. 

İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda sosyal yardıma muhtaç hane sayısı her geçen gün artıyor. Belediyelerin bütçelerinde sosyal yardımların payı da doğal olarak artıyor. Kentlerimizin ihtiyaç duyduğu yeni yatırımları gerçekleştirebilmek bu durumda daha da zor bir hâle geliyor.

Bunun yanı sıra ekonomiyle aslında bağlantılı da olarak yabancı göçmen konusu da yerel yönetimleri zorda bırakan başlıklar arasında yer alıyor. Özellikle kayıt dışı göçmenler; yerel yönetimlerin nüfusunda kayıtlı değiller. Yani hazineden alınan paya bir etkileri bulunmuyor. Merkezi bütçeden herhangi bir pay ya da tanımlanmış bir görev ve yetki olmadan verilen hizmetler altyapıdan koruma hizmetlerine kadar birçok alanda yerel yönetimlerin kapasitesini zorluyor. 

Dünya genelinde mültecilerin yüzde 60’ı kentsel alanlarda yaşarken, Türkiye’de bu oran yüzde 98’in üzerinde. Bu durum birlikte yaşamanın zorlukları özellikle yerelde deneyimlendiğinde; ekonomik, sosyal, kültürel alanda karşılıklı uyum gerektiren toplumsal bir süreçten geçtiğimize işaret ediyor.

Kendi kentimden örnek vereyim. İstanbul’da resmî olarak 16 milyona yakın bir nüfus var. Resmî rakam geçici koruma ve ikamet izinli 1 milyon üzeri yabancı var. Bir de kaçak olan düzensiz göçmenler ve vatandaşlık alanlar var. Bunları eklediğimizde rakamın 2, 2 buçuk kat olduğunu görüyoruz. Bunu İSKİ verilerinden de teyit ediyoruz. İstanbul’da ortalama günlük su tüketimi 180 litre iken şu anda 225 litre. Bu oran çok fazla. Yani biz 16 milyona değil 20 milyon kişiye su veriyoruz. Bakın 2,5 milyon İstanbul nüfusunun %15’ine denk geliyor. İSKİ’nin resmî yabancı abone sayısı da 250 bini buldu. 

Bu insanların barınmaları, beslenmeleri, çalışmaları… Bu gıda arzından konut arzına ve istihdama kadar her alanda büyük bir yük yaratıyor. Böyle bir nüfus baskısını şehirlerimizin kaldırması kolay değil. İstanbul da Türkiye de bu baskının ağır yükünü taşımaya çalışıyor. 

  • Tüm bu sorunlar çerçevesinde Büyükşehir belediye paylarının dağıtımındaki adaletsizliğin giderilmesi ve yıllık kişi başı pay ortalamasının altında kalan büyükşehir belediyelerinin ortalamaya yaklaştırılması
  • Mahalli idareler genel bütçe vergi gelirlerinden Türk vatandaşı nüfusu bazında ayrılan bütçe paylarının, sığınmacı sayısını da içerecek şekilde değerlendirilmesi
  • Belediyelerin göç ile ilgili çalışma ve projelerine yönelik ilave mali desteğin belediyelere kullandırılması
  • Uluslararası finansmanın belediyelerin kullanımına yönelik artırılması ve hibelerin kullandırılmasında bölgesel ihtiyaçların gözetilmesi için merkezi idare tarafından lobi faaliyetleri yapılması
  • Belediyeler ile göç alanında çalışan uluslararası kuruluşlar arasında gerçekleştirilen projelerde dış kaynakların kullandırılma süreçlerinin kolaylaştırılmasına yönelik merkezi idare tarafından çalışma yapılması
  • Belediyelerin genel bütçe vergi gelirleri paylarından yapılan kesintilerin belirli bir süre uygulanmaması, daha sonra ise belediyelerin mali yapıları ve ölçeklerine göre kesinti oranlarının yeniden belirlenmesi
  • Belediyelerin mali yapıları, ölçekleri ve sığınmacı sayısı gözetilerek bu belediyelere ilave destek sağlanması mali açıdan taleplerimizdir.

Belediye mevzuatında, belediyelerin göç yönetimi konusundaki görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi, yabancıların kayıt dışı istihdamının ve kayıt dışı iş yeri açılmasının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması önem taşımaktadır.

Ulusal düzeyde, birlikte yaşama kültürünü destekleyen, yerel yönetimleri de dâhil edecek bütüncül bir iletişim stratejisinin geliştirilmesi gerekmektedir. Belediyelerin; sosyal uyuma yönelik çalışma ve kapasitelerinin artırılması için merkezi idare tarafından mevzuatta yapılacak düzenlemelerin yanı sıra finansal olarak desteklenmesi, mevcut fonların öncelikli olarak sosyal uyum konusuna yönlendirilmesi, sosyal uyuma yönelik kaynağın arttırılması elzemdir.

Hizmetlerde mükerrerliğin, kaynak ve zaman israfının önüne geçilmesi, kurumlar arası iletişim, bilgi akışı ve şeffaflığın sağlanması için merkezi idare, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşların dahil olduğu bir platform oluşturulmalıdır.

İl Göç İdaresi tarafından belediyelerin çalışmaları yalnız geçici koruma kapsamındaki Suriyelileri değil, farklı uyruktan, farklı hukuki statüden ve düzensiz statüdeki göçmenleri de içerecek şekilde tüm yabancılara dair sınıflandırılmış güncel veri ile desteklenmeli, ortak kullanıma açık bilgi ağı oluşturulmalı ve güncel bilgiler karşılıklı paylaşılmalıdır. 

İçişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Göç Kurulunda TBB aracılığıyla özellikle sığınmacı nüfusun yoğun bulunduğu il ve ilçe belediyelerinin temsili sağlanmalıdır. İl Göç Kurullarına belediyelerin etkin katılımı sağlanmalı, yetki ve görevleri net olarak belirlenmelidir.

Göç konusunda farklılaşan bölgesel ve yerel ölçekteki sorunların çözümü için bölgesel analizler ve stratejik planların hazırlanmasına, önceliklerin ve stratejilerin belirlenmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Belediyeler olarak taleplerimiz bu doğrultudadır.

Bir diğer önemli gündem maddemiz de kayyım uygulamasıdır. Kayyım uygulaması ile ilgili gördüğümüz bazı hukuki sakıncaları ifade etmek istiyorum. 

  • Öncelikle Anayasa’da İçişleri Bakanına ‘görevle ilgili’ suçlar için uzaklaştırma yetkisi verilmiş iken terör irtibatı maddesinde görev bağlantısı kurulmamıştır. Terör suçunun görevle bağlantılı işlenmesi halinde ise dayanak madde karışıklığı bulunmaktadır.
  • Hizmetlerin terör sebebiyle aksadığının tespitini valiliğin yapması, yargı teminatını bertaraf etmektedir.
  • Meclisin seçim yapması kuralından uzaklaşılmış, personelinin görevden uzaklaştırılması-iadesi kararı seçilmiş başkandan alınmıştır. Vesayet makamları hiyerarşik amir konumuna girmiştir.
  • Görevlendirme süresi belli değildir
  • Belediyenin karar, yürütme, temsil gibi farklı organlara sahip olmasından beklenen yarar sağlanamamaktadır.
  • Suçun şahsiliği prensibinden uzaklaşılmıştır.
  • Düzenleme olağanüstü koşullar altında çıkarılmış ancak olağan hale gelmiştir. Yerleşik uygulamamıza uygun değildir.
  • Uzaklaştırılan belediye başkanı ödeneği eksik ödenmekte, göreve iadesinde tamamlanmamaktadır. Encümen ödeneği, huzur hakları ödenmemektedir.

Bu durumda,

  • Meclisin feshi ve belediye başkanlığının sona ermesine, görevlerle ilgili suç işlenmesi halinde görevden almaya ve takip edilecek usule ilişkin kurallar Anayasamızda ve temel mevzuat 5393 sayılı Belediye Kanununda yer aldığından ayrıca kayyım düzenlemesine ihtiyaç bulunmadığı,
  • Suçla mücadelenin, ceza sorumluluğunun bireyselliği üzerinden sürdürülmesi gerektiği, tüm kuruma, hatta personele/kamu görevlilerine kayyım atanmasının devlet geleneğimize, hizmetlerin devamlılığı ilkesine aykırılıklar içerdiği,
  • Olağanüstü koşullarda getirilmiş kayyım düzenlemesinin olağan dönem kapsamına genişletilmemesi gerektiği,
  • Yerel yönetim geleneğimize ve demokratik teamüllere uygun olmayan, halkın iradesini yok sayan idari nitelikli bir kararla alınan kayyım atama uygulamasına son verilmesi değerlendirmesinde bulunuyoruz.

TBMMye sunulan Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile ilgili de konuşmak isterim. Teklifin gerek yöntem, gerek uygulama, gerekse bilimsellik açısından ciddi sorunlar içerdiği görüşündeyiz. İlgili kanun teklifi çözüm odaklı olmak yerine, toplumsal sorunun daha da büyümesine neden olacak niteliktedir. TBB olarak, sokak hayvanları konusunda mevcut sorunları şöyle sıralayabiliriz.

Kent yaşamı içindeki sahipsiz sokak hayvanları tedirginlik yaratmakta ve ne yazık ki çeşitli saldırı vakaları ile yaralanmalara ve hatta ölümlere sebep olabilmektedir. Sahipsiz hayvanlar açlık, susuzluk, hastalık, kötü muamele gibi hayatlarını tehdit eden risklerle karşı karşıyadır. 

İlgili bakanlıklar tarafından, mevcut yasaya göre yapılması elzem denetimler yapılmamaktadır. Mali imkansızlıklar başta olmak üzere, çeşitli nedenlerle yeterli hayvan bakımevi hizmeti veremeyen yerel yönetimlerle iş birliği yoluna gidilmemektedir. Hayvan üretim tesisleriyle, yasal ve yasal olmayan sayıları binlerle ifade edilen hayvan satış noktaları ile ilgili denetimler yapılmamakta ve sınırlandırma getirilmemektedir.

Yasa taslağı TBMMye sunulmadan önce yasa taslağında tüm sorumluluğun yüklendiği yerel yönetimlerle ve konunun uzmanlarıyla istişare edilememiş, konu kamuoyuna açık şekilde tartışılmamıştır.

Bakanlık verilerine göre Türkiye’de 2 milyon sahipsiz köpek bulunmaktadır. Yine bakanlık verilerine göre Türkiye genelinde hayvan bakımevlerinin toplam kapasitesi ise 105 bin ile sınırlıdır. Bu bağlamda, sokak kedilerinin ve köpeklerinin toplanıp bakımevlerinde muhafaza edilip sahiplendirilmesi için yeterli altyapı bulunmamaktadır.

Bu yılın sonuna kadar tamamlanması öngörülen bakımevleri için süre de 2028 yılına uzatılmıştır. 2028 yılına kadar bu altyapının sağlanamadığı her yerde hayvanların yaşamına son verileceği ortadadır. Kanun teklifinde ikincil aşama gibi gösterilmesine karşın, hayvanların yerel yönetimler tarafından hayatlarına son verilmesi böylece zorunlu hale getirilmektedir. Köpek üretimi ve satışı ile ilgili denetim ve kısıtlamalar artırılmadıkça köpeklerin ve kedilerin öldürülerek sokaklardan kaldırılması, bu canlıların nüfusunu azaltmaz; çünkü boşalan alanlara yeni sokak hayvanları hızlıca yerleşir. 

Türkiye Belediyeler Birliği olarak canlıların yaşamına son vermeden, Kısırlaştır – Aşıla-Yaşat. politikasının benimsenmesini öneriyoruz

Belediyelerimiz arasındaki koordinasyon, gerek ilçelerde, gerekse birbirine sınır illerde çözüm için çok büyük önem taşıyor. Kısırlaştırma işlemlerinin “süpürme” şeklinde yapılması sayesinde, bölgesel olarak kısırlaştırılmamış hayvan kalmaması hedef olmalıdır. Türkiye dünyada en az kuduz vakası görülen ülkelerden biridir. Kaldı ki Dünya Sağlık Örgütü, köpeklerin toplu bir şekilde yok edilmeye çalışılmasının işe yaramadığını hatta ters etki yaptığını da açıkça raporlamaktadır.

Öte yandan kentlerde ve kırsalda yaşayan kedilerin ve köpeklerin fare, sıçan gibi hastalık yayan canlıların istilasını önlediği; özellikle de kırsal bölgelerden kent merkezlerine inecek yaban hayvanları için de bariyer görevi gördüğü ortadadır. Dünya üzerinde birçok metropolde fare istilaları baş edilemez duruma gelmiştir.

TBB olarak çözüm odaklı kanun teklifi önerimiz şu temellere oturuyor:

Ülke genelinde düzenli ve etkili bir kısırlaştırma kampanyası başlatılmalıdır. İlgili bakanlıklar, kamu kurumları, tüm yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler sürece dahil edilmelidir. Bakımevi açma zorunluluğu olmasına karşın bunu yerine getirmeyen yerel yönetimler çok daha sıkı denetlenmelidir

Mali zorluk yaşayan belediyeler için bakımevi yapım ve işletilmesi konusunda ilgili bakanlıkça destek verilmelidir.

Hayvan üretim tesislerinin ruhsatlandırılması ve işletmesi için kriterler belirlenmeli ve denetimler artırılmalıdır. Bu tesislerde köpeklerin yıllık doğumları limitlenmeli ve kurallara uymayan üretim tesisleri kapatılmalıdır. 

Evcil hayvan satışı yapan işletmeler sınırlandırılmalı, gerekiyorsa kapatılmalı, tek yetki ruhsatlı ve denetlenen üreticilerde olmalıdır. İnternet üzerinden illegal olarak yapılan hayvan satışı denetlenmeli ve bu satışı yapanlara caydırıcı cezalar getirilmelidir. 

Bireysel ve kurumsal sahiplendirmeler teşvik edilmeli; bakımevlerinde tedavi görmüş hayvanlar mizaç testi ile doğru kişilere sahiplendirilmelidir. Yerel yönetimlerin her bakımevinde köpek eğitmenleriyle çalışması teşvik edilmelidir.

Bakımevlerinden sahiplendirilen hayvanların hayatları boyunca iç/dış parazit işlemlerinin ve kuduz aşılarının ücretsiz bir şekilde belediyeler tarafından yapılmasının yasal olarak önü açılmalıdır. Sahiplenilen hayvanların kayıt altına alınması kolaylaştırılmalıdır. Sahipli hayvanların belirli bir yaşa kadar kısırlaştırılması zorunlu hale getirilmelidir. 

Sokak hayvanlarının kısırlaştırılıp aşılanmasını ve sosyal olarak toplumla uyum sağlayabilen köpeklerin alındığı yere bırakılmasını sağlayan mevcut kanunun 6. maddesi aynen korunmalı, sahiplendirme teşvik edilmelidir. Sosyal uyum sağlayamayan köpekler ise rehabilite edildikten sonra sahiplendirilmelidir.

Sahipli hayvanların üremesinin kontrol altına alınması için gerekli teşvikler belirlenmelidir. Hayvanların sokağa terk edilmesi için öngörülen cezalar artırılmalıdır. Topluma, özellikle de çocuklara hayvanlarla bir arada yaşama bilinci kazandırmak amacıyla eğitimler düzenlenmeli, bu konu müfredata ilkokul aşamasında dahil edilmelidir.

Değerli Basın Mensupları,

TBB olarak tüm bu sorunları ortak akılla ve iş birliğiyle çözme konusunda kararlıyız. 

Türkiye Belediyeler Birliği’nin bu dönemde geçmiş dönemden farklı olarak daha kapsayıcı, daha adil ve eşit bir tavır içerisinde olacağını ifade etmek isterim. 

TBB’de artık ayrımcılık bitti, birilerinin daha imtiyazlı olduğu dönem sona erdi. Herkese eşit mesafede yer alıyor, tüm belediyelerimizle ortak ve uyum içerisinde çalışıyoruz. Hiçbir yurttaşımızın verdiği oy nedeniyle cezalandırılmasına, belediye hizmetlerinden başka il ve ilçelerdekine oranla daha az faydalanabilir konuma getirilmesine gönlümüz razı gelmez.

Kapsayıcılıktan uzak bu politika, demokrasiye yakışmaz. Biz TBB’nin en kapsayıcı ve demokrat yönetimi olma iddiamıza yakışır bir yönetim sergilemeye devam edeceğiz.