Beşiktaşımızın, İstanbulumuzun değerli insanları, yurttaşları,

Değerli Basın Mensupları,

Beşiktaş belediyesinin kıymetli çalışanları ve CHP örgütünün cefakâr üyeleri,

Ne yazık ki demokrasi mücadelesi, hak, hukuk ve adalet mücadelesi kolay olmuyor. Hele hele karşınızda şirazeyi kaçırmış koltuğu, kendi malı gibi gören, milletin malını kendine ait hisseden bir zihniyetle mücadele ediyorsanız iş daha da zorlaşır. Bakın, hatırlayın, daha dün 16 milyon insanın iradesini 31 Mart 2019 yılında, sizlerin oylarıyla seçildiğimiz bir seçimi, öyle edip böyle edip altından girip üstünden çıkıp uydurarak kaydırarak bir de utanmadan “Çaldılar” diyerek seçimi iptal etmediler mi?

İşte o seçimi iptal eden akıl, niçin etti biliyor musun? “Ben seçimi iptal ederim, yine allem ederim kallem ederim bu seçimi alırım, işime bakarım. İstanbul bana ait.” Dedi. Öyle İstanbul benim aşkım falan hikâye. “İstanbul bana ait.”

Bu duygu, bu bakış açısı, işte bu tek kişilik akıl, memleketimizi bu duruma getirdi. Bugün, İstanbulumuzun kalbi, göbeği, merkezi, onlarca başkonsolosluğun olduğu Beşiktaş, yüzlerce yabancı firmanın, sermayenin olduğu Beşiktaş ilçesinde uydurarak, kaydırarak belli bir yaşın üstündeki evin büyüklerini korkutarak, sabahın köründe şafak vakti ev baskını yaparak “Ben adaleti yerine getiriyorum” diyen abu akıl aynı akıldır.

Bu gördüğünüz yerde, bu anlattığım insanların bulunduğu yerde yaptığı iş, bir koltuğu kaybetmenin hırsıyla, İstanbul’u kaybetmenin hırsıyla, yarın da Türkiye’yi kaybedeceği bugünden o hissettiği korkuyla yapılmış bir adımdır. Bu işin başka bir açıklaması yoktur.

Bakın, bu akıl, sevgili dostlarım, bu akıl sevgili kardeşimiz, yol arkadaşımız, dostumuz Rıza Akpolat’ı hukuksuz bir biçimde şu anda göz altına alıp sözüm ona bir sürecin içine katarak meseleyi yürütmekteler. Aslında mesele ne Esenyurt ne Beşiktaş. Mesele elbette ki daha büyük. Mesele, bir otoriter aklın, otoriter bakış açısının sürece dair yol yürüme stratejisi ve biçimidir.

Bakın bir yandan milletçe bir açılım yapalım, kardeş olalım barışalım bakış açısı ama bir başka yerden ise yine milletin aklını karıştırarak, milletin aklıyla oynayarak, milletin aklını, vicdanını, hukuka bakış açısını küçümseyerek atılan bu adımlar…

Hepinizin farkında olduğu gibi, 31 Mart seçimlerinden bu yana Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yönelik topyekûn bir saldırı yaşanıyor. İktidar, milletin sandıkta vermediği yetkiyi, hukukta yeri olmayan idari ve yargısal kararlarla gasp etmeye çalışıyor. Millet iradesine yönelik bütün bu hukuk dışı girişimlere gerekçe gösterilen tüm kanıtlar çürük ve geçersizdir.

Minareyi çalanların kılıfını da hazırlayacaklarını biliriz ama bunlar kılıf bile hazırlama gereği duymuyorlar. 

Devlet kurumlarını kendi emir erleri gibi gören bu anlayış mutlak iktidarların içine düştüğü bütün yozlaşmaları kendisi yaşadığı gibi, devletimize de yaşatıyor. Biz bunu hak edecek bir millet değiliz. Milletimiz, kendilerini devletin sahibi zanneden iktidarlara o devletin sahibinin bizzat milletin kendisi olduğunu öğretmesini bilir. Bu hükümet kendini ev sahibi, milleti kiracı zannediyor. Milletin iradesine müdahale etmeyi alışkanlık hâline getirdiler.

Bu sabah şafak vakti Beşiktaş belediyemize ve başkanı Rıza Akpolat kardeşime yapılan gözaltı uygulaması da bunun son halkasıdır. Bugün de sayın genel başkanımızla anlattım.

Bugün İstanbul’dan Ankara’ya giderek genel başkanımızla bu konuları konuştuk. Genel başkanımızla paylaştım, “İhaleye fesat iddiası nedeniyle belediye başkanı gözaltına alınamaz.” Belediye başkanı, 5108 sayılı kanuna göre belediye başkanları ihale ve harcama yetkilisi değildir.

Savcılığın bilgilendirme notunda bahsettiği ‘ihaleye fesat’ iddiası nedeniyle belediye başkanı gözaltına alınamaz. Belediye başkanı 5018 sayılı kanuna göre belediye başkanları ihale ve harcama yetkilisi değildir. İhale ve harcama yetkilisi, birim amirleri, müdürler, daire başkanlarıdır. Hal böyleyken Beşiktaş belediye başkanını, il dışında ziyaret ettiği babasının evinde apar topar gözaltına almak hukuk dışıdır. Bunun adı itibar suikastıdır.

Bakın buradan şunu söylemiyoruz. Hiç kimse dokunulmaz değildir. Ama buradan ifade ediyorum, bu göz altına alma biçimi, bu davranış biçimi hukuk dışıdır. Aynı şeyi Esenyurt’ta yaptılar, şimdi Beşiktaş’ta yapıyorlar.

Bunun adı yargının siyasete alet edilmesidir.

Belediye başkanı da diğer gözaltına alınan belediye başkan yardımcısı ve devlet memurları da tabii ki dokunulmaz değildir. Lakin şafak vakti evleri ve belediye basılarak operasyona tabi tutulacak nitelikte insanlar da değillerdir.

Sevgili dostlarım,

Burada şimdi bir çağrı yaparsınız. Bir tane dahi çağrı yapılmadı. Bir çağrı yaparsınız, o insanlar gelmez de o insanlar ifade vermez de başka yollara girişirsiniz. İlk günden itibaren bu insanlar çağrı yapmadılar, ev bastılar. Bu ev basan akıl tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında bulunan herkes, çağırırsınız gelir kardeşim. Hem de koşa koşa gelir. İfadelerini alırsınız.

Varsa sıkıntılı bir durum bu insanlar savcılığa davet edilir. Onlar da koşa koşa gider. İfadeleri alınır. Siz hiç 23 yıldır şafak vakti operasyona uğrayan bir AK Partili belediye ya da başkanını gördünüz mü? İstanbul’da 25 yıl İBB’yi yöneten ve onlarca yolsuzluğunu belgeli halde ortaya çıkarttığımız sorumlulara operasyon düzenlendiğini gördünüz mü?

25 yıldır yöneten ve onlarca yolsuzluğunu ortaya çıkardığımız, dosyalarını ortaya çıkarttığımız, gerekli dosyaları hazırlayıp teftişini yürüttüğümüz, gerekli başvurduğumuz dosyalar İçişleri Bakanlığı el koyuyor, soruşturma derinleşmesin diye, müfettişlik işlemi yapılmasın diye, teftiş işlemi yapılmasın diye. Ama daha ortada herhangi bir şey yok, bir iddia üzerinden yargının en acımasız hâli ortaya konularak ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına bu uygulama yapılıyor.

AK Partili belediye başkanları çok muteber insanlar, sütte leke var onlarda yok. Ak Parti’nin yöneticileri muteber insan, sütten çıkmış ak kaşık ama Cumhuriyet Halk Partililer lekeli. Hadi oradan! İşinize bakın.

Sevgili dostlarım

Tüm sorunlar, tüm lekeler CHP’li başkanlarda öyle mi? Bu itibar suikastları için özel olarak İstanbul’a gönderilen bir başsavcı var. Yargının bu çok önemli makamına oturtulan şahıs, ne yazık ki maşa olarak kullanılıyor. Ama o bunu utanç verici bir gayretkeşlikle yapıyor.

Tek gayesi var; İstanbul’da CHP’li başkanlara itibar suikastları düzenlemek.

Tekrar belirtelim. Esenyurt ve Beşiktaş belediyelerine yönelik bu sabahki operasyona kılıf olarak gösterilen bir şirket var. Bakın, bir şirket üzerinden işlem yürütüyorlar ve bu şirketin başındaki insanı da çetenin başı olarak açıklıyorlar. Bu şirket sadece CHP belediyelerinden ihale almamıştır. Bakın buradan söyleyeyim. Bu şirket, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinin de işini almış, açık ihaleyle almış. Bu şirket Yargıtay, TBMM, THY, çok sayıda kamu hastanesi, çok sayıda üniversiteler, Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Devlet Havalimanı işletmeleri, Elektrik Üretim AŞ gibi onlarca kamu kuruluşu ve onlarca AK Parti ilçe belediyesinden de ihale almıştır.

Şimdi savcı beylere, bu iddianameyi hazırlayan, bu kalbi kötü, uygulaması kötü savcı beylere sormak isterim. Esenyurt için yaptığınızı ya da Beşiktaş’ta yaptığınızın aynısını TBMM için de yapacak mısınız? Bu şirketlerin ihale dosyalarını İBB’den istediniz. Aynı şekilde, aynı şeyi az önce saydığım devletin diğer kurumlarından ya da Ak Partili belediyelerden, Yargıtay’dan TBMM’den THY’den ya da Trabzon Büyükşehir belediyesinden de bu şirketin ihale dosyaları istendi mi?

Bakın bugün Ankara’dan seslendim, tekrar sesleniyorum.

Buradan Sayın Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum: Gönderdiğiniz başsavcı beye bir sorun. Bu şirketin devlet kurumlarından aldığı ihaleleri de inceleyecekler mi? Öyle olmalı çünkü şahsa suç örgütü lideri diyor savcılarınız. O zaman TBMM de THY de Yargıtay da bu suç örgütüne ihale vermiş, onların da yöneticilerine aynı muameleyi yapacak mısınız?  Sadece biz değil. 

Tekrar sayın Cumhurbaşkanına soruyorum. Belediye başkanlığı yaptın. Çok iyi biliyorsun ki belediye başkanı ihale yetkilisi değildir. Senin döneminde İBB’de pek çok üst yöneticin ihaleye fesat iddiası ile hakim karşısına çıktı ama sen çıkmadın. Neden? Çünkü yasa belli. O zaman kanun vardı ve uygulanıyordu bugün kanun belli ama uygulanmıyor.

Hiçbirisine Cumhurbaşkanı davet edilmedi. Yanında çalışan insanlar, birçok insan… İsimleri şu anda çok meşhur. Bakan olmuşu var, iş adamı olmuşu var osu var busu var. Onlar çağrıldı, niye? Onlar imza yetkiliydi çünkü. Sayın Cumhurbaşkanı, Belediye Başkanı olduğu için çağrılmadı.

Belediyeler, devletin bütünlüğü içerisindedir.

Anayasa Madde 123'e göre Türkiye Cumhuriyeti devleti bir bütündür. Bu bütünlük merkezden ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Bu çerçevede bir kamu tüzel kişisi olan belediyelerin kamu adına kamu yararını gözeterek hareket ettiklerini göz önünde bulundurarak belediyelerimizin yıpratılmaması noktasında gerekli özeni başta iktidar olmak üzere herkesin göstermesi gerekir.

31 Mart seçimlerinde ana muhalefet partisi haline dönüşen AK Parti’nin kızgınlığı ve bizzat Cumhurbaşkanı’nın bilgisinde yürüyen İstanbul operasyonlarının gayesi bellidir.

Ama şimdi, yeter ki CHP’li olsun, onun anasından emdiğini burnundan getirecek muameleler yapıyorlar.

Kimi yıldıracaklar? İnsanlarımızı yıldıracaklar. İstanbul halkı ve bütün Türkiye bizi dinliyor.

Biz buna geçit vermeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın bu milletin gözünde de kalbinde de yer etmeye ve ilk seçimde sizi oradan indirmeye milletin iktidarını kurmaya kadir olduğumuzu göreceksiniz. Bu alicengiz oyunları bize sökmedi sökmeyecek. Yılmayacağız.

Bu alicengiz oyunlarıyla beraber bizi altüst etmeye çalışıyorlar. Bizim irademiz, bu memleketin, bu cennet vatanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu iradesini, o aklı taşır. Bizler, iyi hizmet etmek, milletini mutlu etmek ve milletine iyi hizmet yaparak onların duasını almak, görev aşkıyla işine tutulmuş belediye başkanlarıyız.

Buradan ifade ediyoruz, hiçbir CHP’li belediye başkanı yılmayacak ve yılmayacak. Tam yol ileri işine devam edecek, asla vazgeçmeyecek.

Değerli dostlarım,

Şimdi, hukuki mücadeleler verilecek ama az önce söylediğim gibi 16 milyon insana hizmet etmek değil, bir kişinin isteğini yerine getirmek için buraya atanmış olan Başsavcı da kötülüklerine devam edecek. Bunları da adımız gibi biliyoruz ama yılmayacağız. Ama görevimize en güçlü şekilde devam edeceğiz.

Aklını, vicdanını başkasına kiraya vermemiş herkes bu tutuklamaların baştan sona siyasi bir operasyon olduğunu görüyor. Masa başında kurgulayıp sergilemekte olduğunuz oyuna hukuk deyip hukuksuzluk yapıyorsunuz.

Milletin sandıktan çıkan iradesine saygı göstermeyerek demokratik meşruiyeti zedeliyorsunuz.

Açıkça şu sorulara cevap verin:

Gelin birlikte ortak bir millet olalım mı diyorsunuz, kaderimizi, geleceğimizi aynı hedefte buluşturalım mı diyorsunuz?

Yoksa benden başkasına gönül düşürürseniz bu memleketi hepinize dar ederim mi diyorsunuz?

Buradan iş dünyasına seslenmek istiyorum. Türkiye’de böylesine anti demokratik, otoriter, adalet ve hukuk kavramlarını çiğneyen bir iktidarı hiçbir şey yokmuş gibi daha ne kadar izleyeceksiniz? 

Biz bu yönetim aklıyla Türkiye’yi nasıl büyüteceğiz, siz dünya ile nasıl rekabet edeceksiniz? Bu iktidarın hepimizi büyük bir bataklığa doğru sürüklediğini daha ne kadar görmezden geleceksiniz?

Sivil topluma, akademiye, medyaya, sendikalara, meslek odalarına seslenmek istiyorum. Yükseltin sesinizi. Size diz çöktürmelerine izin vermeyin.

Emekliler, işçiler, memurlar, çalışanlar… Milyonlarca kişiyiz. Size bir şey diyeyim. Bu operasyonlar geçim sıkıntınızı anlayan, insanca bir yaşam vaat eden bir Türkiye ihtimalini boğmak içindir. Bilin ki bu iktidar başta olduğu müddetçe bugün olduğu gibi açlık ve yoksulluk devam edecek.

Yarattığınız açlık ve yoksulluğu bu operasyonlarla bu millete unutturamazsınız. Milletin temel meselesi, siyasi mühendislikler, masa başı oyunlar değildir. Milletin meselesi köprü geçişine 1 yılda %215 zam yaparken, asgari ücretliye %30’u emekliye %15 zammı reva gören, milleti “silkelemeye” ant içmiş bu karanlık akıldır.

Milletin meselesi başka. Geçinemeyen insanlar, ekonomisi kötü yurttaşlarımız, işsizlik, dar gelirli aileler, asgari ücretin yetersizliği… Ama onlar milletimiz işte bu şekilde meşgul ederek, bu şekilde oyalayarak kendi kusurlarını örterek bir yandan da amaçlarına ulaşma gayretinde olacaklar.

Sevgili dostlarım,

Bakın bizler bütün bu kötü koşullarına rağmen işimizi yapma gayretinden başka bir yol haritası önümüze koymuyoruz. Hiç kimseyi de birbirinden ayırmıyoruz. Yolumuza da hep böyle devam edeceğiz.

Şunu ifade edeyim, bugün kötü ekonomiyi düzeltmeye çalışanlar var, iyi niyetle çaba gösterenler var. Bu şekilde yargının olduğu yerde, bu şekilde yargının tacizinin olduğu yerde güven ortamı olmaz. Güven ortamının olmadığı yerde enflasyon düşmez, güven ortamının olmadığı yere yatırım gelmez. Güven ortamının olmadığı yere, demokrasinin, adaletin olmadığı yere sermaye gelmez. İş ortamı artmaz. İşsizlik artar. Paranızın değeri düşer. Dünyadaki itibarınız aşağıya iner.

Onun için iyi niyetle çaba gösterenlerin de iyi niyeti nafile. Bu anlamda şunu söyleyeyim, iş dünyası, finansman dünyası, ekonomi dünyası, bu işi de kafamızı kuma sokarak izleyelim ne oluyor bir bakalım... Korkak, ürkek davranma vakti değildir.

İktidar aşama aşama bütün demokratik kurumları karar dünyasından tasfiye ediyor. Medyayı köleleştiriyor. Sivil toplumu, meslek odalarını korkuyla bastırıp sessizleştiriyor. Yerel yönetimlere atadığı kayyımlarla, muhalif siyasetçileri baskılarla, yasaklarla, hapis cezalarıyla tasfiye etmeye çalışıyor.

Hepimizin canı yanıyor, hepimizin parasının değeri düşüyor, memleketimizin itibarını yerle bir ediyorlar. Bunu sakın bugüne ait bir olay olarak görmeyin. Bunlar uzun vadeli bir stratejinin bugünkü adımlarıdır. O bakımdan şunu son olarak söyleyeyim, iktidarlar her yerde vardır. Elbette demokrasilerin içerisinde muhalefet de vardır.

İktidar bugün, Türkiye’yi muhafeletsizleştirmek istiyor. Hatta muhalefeti dizayn etme gayreti içerisinde ve rekabeti ortadan kaldırma çabası içerisinde.

İktidarlar her yerde vardır. Ancak muhalefet sadece demokrasilerde vardır. İktidar Türkiye’yi muhalefetsizleştirmeye çalışıyor. Rekabetin olmadığı bir düzen inşa etmek için elinden geleni ardına koymuyor.

Muhalefeti olmayan bir toplumun demokrasisi yoktur, güvencesi yoktur, haklarının savunucuları yoktur. Adalet yoktur.

Toplumun tüm kesimlerinin artık bu gidişata dur demesi gerekiyor.

Bu siyasi saldırıdır, iktidarın siyasi saldırılarının bir halkasıdır.

Siyaset yargı işi değildir, rekabet işidir, mecrası sandıktır, hakemi millettir.

Ama şunu söyleyeyim, CHP asla o bildikleri bir parti değildir. Dünyada eşi ve benzeri olmayan 100 yıllık bir çınardır. Hiç şüpheniz olmasın, yapılan bu yargı tacizine ve saldırılara karşı hep birlikte iri olacağız, diri olacağız, bir olacağız. Hep beraber mücadele edeceğiz. Hiç şüpheniz olmasın. Siyasi saldırılara karşı siyasi karşılık vereceğiz. Onların sandığı dizayn etmelerine müsaade etmeyeceğiz. Onları rakipsiz bir rekabete girecekleri hayallerine son vereceğiz

Hiç şüpheniz olmasın siyasi saldırıya siyasi karşılık vereceğiz.

Sanmasınlar ki sandığı dizayn etmelerine izin vereceğiz.

Sanmasınlar ki rakipsiz bir rekabete girecekler.

Sanmasınlar ki rakiplerini onlar belirleyecekler.

Ve göreceksiniz, hep birlikte onları ne yapacağız biliyor musunuz?

Türkiye’nin tarihinden silip evlerine yollayacağız.

Bu kadar net.

Duruşumuz nettir.

Mücadelemiz siyasidir.

Onlar siyaseti, yargıyı bir silah gibi kullanma gayretlerine devam etsinler. Maşalarını kullanmaya devam etsinler. Biz milletimizle bir olmaya devam edeceğiz. Asla yılmayacağız, asla yıkılmayacağız.

Daha önce söylediğimiz gibi,

Hem her şey çok güzel olacak hem de tam yol ileri diyeceğiz.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.