Değerli vatandaşlarım;
Aziz milletim,
Hafta başında bir basın toplantısıyla milletimize Satılmış B. isimli bir bilirkişiyi tanıttım. Bu şahsın, hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, raporların nasıl değişime uğradığını, imzasız raporla bu kişi üzerinden insanların nasıl suçlandığını belgeleriyle açıkladım. Bu tarihi ifşa, bize tezgâh kuranları büyük paniğe uğrattı. Çünkü kötülük duvarının kilit taşını böylece yerinden söktük ve o duvar oyun kuranların üzerine devrildi.
Bu sözde bilirkişiye ulaşan ve konuşmasını yayınlayan gazetecilere, masum gazetecilere jet hızıyla gözaltılar yapıldı. Acımasız uygulamalar yapıldı. Belli ki panikleri büyüktü. Nihayetinde Halk TV’den 4 gazeteci saatlerce gözaltının ardından adli kontrolle serbest kalırken ne yazık ki gazeteci Sayın Suat Toktaş tutuklandı. Çok üzücü, çok üzüldüm. Suat Bey'e ve Halk TV’ye en derin selamlarımı ve saygılarımı iletiyorum. Türk basını, geçmiş olsun. Geçmiş olsun diyorum Halk TV’ye. Gazeteciler büyük sıkıntı çekerken marifetlerini belgelediğimiz, insanlara kötülük yapan, insanları hapiste tutmak için gayret edilen ve bu işin içinde olan bilirkişi ise ne yazık ki adeta bilinmez büyük bir koruma altında.
“Sen ne yaptın?” diye hiçbir yetkilide hareket yok, soran bile yok. Belli ki tek başına yapmamış.
Bu olay, şu yaşanan hukuksuzluk, garabet, bir gazeteci için tutuklama gerektiren suçsa buradan milletimize hatırlatmak isterim. 31 Mart 2019 seçimlerinin hemen öncesinde, Ekrem İmamoğlu seçimi kaybetsin diye, devletimizin kırmızı bültenle aradığı bölücü bir terörist hem de devletin ve milletin kanalı olan TRT’ye çıkarılmıştı. Hatırlayın, dün gibi. Kendisine benim aleyhime, rakibimin lehine demeç verdirildi. Bana oy verilmesin diye. TRT’de bu şahsı konuşturanların başına hiçbir şey geldi mi? Gelmedi.
Kimin yaptığını bile bulamadılar, kimin yaptığını bile söyleyemediler. Ama başına bir şey gelmedi. TRT yöneticilerinin başına hiçbir şey gelmedi.
Garabetin dik alası işte budur.
Ne yazık ki Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku egemen olmuştur. Daha doğrusu bir avuç insanın…
Oysa Anayasa’nın 10. maddesinde ne yazıyor: Kanun önünde herkes eşittir.
Kıymetli Dostlarım,
Çok kıymetli vatandaşlarımız,
Bu bir avuç insan; siyasetçileri, sivil toplum liderlerini, medya mensuplarını, iş insanlarını ve akademisyenler dâhil herkesi, her birisini, insanımızın her birisini susturmaya çalışıyor.
Susturamayacaklar.
Susturmaya çalışıyorlar çünkü artık ekonomiyi yönetemiyorlar; ülkeyi yönetemiyorlar...
Biliyorum, bu yüzden her biriniz uzun zamandır çok ağır yoksullukla, hayat pahalılığı, işsizlik ve geçim sıkıntısıyla yaşıyorsunuz.
Biliyorum, ülkenin dört bir yanında yaşanan felaketler, milletimize yaşatılan büyük acılar, hastanelere kadar nüfuz etmiş yaygın bir çeteleşme ve buna karşılık ülkeyi yöneten bir avuç insanın sorumsuz tavırları sizin canınızı çok sıkıyor.
Biliyorum; tadınız tuzunuz kalmadı.
Karşınızda sizin hâlinizden anlamayan, sesinize kulak vermeyen ve gün geçtikçe kibri büyüyen, daha fazla otoriterleşen bir iktidar var.
“Gerçek insan, başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi suratında duyabilendir.” derler.
Ama onlar, sizin canınızın nasıl yandığını hissetmiyorlar.
Bir avuç insanın mutluluğu onlar için yeterli. Bir kişiyi mutlu etmek onlar için yeterli, bir kişiyi…
Oysa ben, ben şöyle bakıyorum dünyaya, ben başkasının yüzünde patlayan tokadı yüreğimde hissediyorum, içim yanıyor, içim acıyor.
Kimin başına gelirse gelsin her türlü adaletsizliğe isyan ediyorum.
Şu günlerdir hukuk önünde garabet içinde gazetecilere çektirilen hukuksuzluğa isyan ediyorum.
Belki ekonomik verilerde rakamlar değişiyor ama DERİN geçim sıkıntısı hiç değişmiyor.
Enflasyon zirvedeyken de geçim sıkıntısı var, düştüğü söylenirken de.
İktidar ne yazık ki ekonomik sorunlara çare olamıyor, olamayacak.
Adaletin olmadığı yerde istikrar olmaz, ekonomik refah olmaz.
Milletten yetki isterken vaatleriyle kapınızı çalanlar, iş sorumluluk almaya geldiğinde ortadan kayboluyor.
Yılardır “Ekonomimiz şahlandı, şahlanacak.” vaatleriyle sizleri aldattılar.
On yıllar geçti ama şahlanan sadece bir avuç insan oldu.
Türkiye gibi şahlanması gayet kolay, dinamik bir ülkeyi, bu cennet vatanı, bu güzel milletin yaşadığı bu güzel ülkeyi, yönetemez hâle getirdiler. Bütün sıkıntı milletimizin sırtına kaldı.
Baksanıza, iş sorumluluk almaya gelince bakanları bile birbirlerini suçluyor.
Bu fotoğraf çöküşün fotoğrafıdır.
Türkiye bu akla, bu ahlaka, bu zihniyete daha fazla emanet edilemez.
Bu kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı.
Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu seçimdir. Erken seçim!
Bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece tarihi, son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci başlattı.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tam 1 milyon 600 bin üyesi ön seçimlerde partimizin adayını belirleyecek.
Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına büyük bir devrimdir, tam bir demokratik devrimdir.
O yüzden partimizin bu kararını en güçlü bir şekilde destekliyorum.
Tam bir “cesur demokrasi” uygulaması olacak olan ön seçimler, sadece partimizi, seçmenlerimizi değil, inanıyorum ki ülkemizin demokratik muhalefetini de birleştirecektir, sandıkta birleştirecektir.
Kimsenin kaybetmeyeceği, sonuç ne olursa olsun, hepimizin ilk günkü şevk ve heyecanla tamamlayacağı bir süreç olacak bu. Hep birlikte yaşayacağız.
Ama sevgili vatandaşlarım,
Bu yol, güllük gülistanlık bir yol değildir. Engebe ve tuzaklarla dolu bir yoldur. Hepimiz bu süreçte güçlerimizi birleştirmeliyiz.
Ama çok iyi biliyorum ki bu yolun sonu aydınlık ve huzurdur, huzur dolu iktidar yoludur.
Biz bu yola çıktık.
Artık bizim için bu yoldan dönüş yok.
Yolumuzu azimle, cesaretle yürümeye devam edeceğiz.
Her koşulda ve her zaman memleketimiz ve milletimiz için “Tam Yol İleri” diyeceğiz.
Kıymetli Yurttaşlarım;
Bir kısmınızın duymuş olduğu gibi yarın sabah Çağlayan Adliyesi’nde olacağım.
Tam bir abi, baba duygusuyla bizlere bugünleri reva görenlere “Sizin bu milletin evlatlarına yaşattığınız adaletsizlikleri biz sizin evlatlarınıza yaşatmayacağız! Çünkü bizim iktidarımızda yargı bağımsız olacak.” dediğim için hakkımda açılan soruşturmada ifade vereceğim.
Ayrıca bize karşı kurduğu tüm tuzakları, hazırladığı sahte raporları ifşa ettiğimiz bilirkişiyi milletimize anlattığım için de ifadem alınacak. Düşünebiliyor musunuz…
Yargının bağımsız olmasını, herkesin adalete güvenebilmesini istediğim için ifadem alınacak.
Ama yarın sadece benden ifade alınmayacak...
Benim gibi düşünen on milyonlarca vatandaşımızdan ifade alınacak.
Oysa demokrasilerde millet hesap vermez, hesap sorar.
Muhalefetsiz bir ülke yaratma hevesiyle, hukuk görüntüsü altında bir siyasi operasyon sürdürüyorlar.
Yargı tacizini sürdürüyorlar.
Ama kimsenin endişesi olmasın.
Millet büyüktür...
Sandık gelir, herkes boyunun ölçüsünü o sandıktan alır.
Bu yoldan da dönmeyeceğim. Cesaretimiz var, heyecanımız yüksek! Bu aziz milletin evlatları için her alanda mücadeleye devam edeceğim.
Daha önce dediğim gibi...
Kurtuluş yok tek başına... Ya hep beraber ya hiçbirimiz!