Bugün tarihi bir gündür. Bugün partimizin Türkiye tarihinde ilk kez, dünyada çok az, Cumhurbaşkanı adayını bir partinin üyeleri seçsin diye yola çıkışının ilk günü, ilk duyurusu. Açıkçası böyle tarihi bir anda farklı duygularla konuşmama başlamayı isterdim ama ne yazık ki yine bu sabah, aylardır ülkemizde yaşatılan utanç verici, hepimizin başını öne eğdiren ve gerçekten insanlarımızın yaşamlarıyla ilgili dahi tereddüde düşürten uygulamalardan birisini daha yaşamanın utancı içerisindeyiz.
Beykoz'da 65 yıllık Paşabahçeli, iyi eğitimli, daha önce de belediye başkanlığı yapmış̧, devlet adabını bilen, insanlarla iyi diyalog kurmuş, kendini sevdirmiş, daha önceki dönemi 90’lı yıllarda olmasına rağmen hâlâ insanların evinde, barkında hizmetinin sesini duyduğumuz Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler, sabah 04.00 sıralarında evinde eşi uyurken, polis baskınıyla gözaltına giriliyor, arama yapılıyor ve gözaltına alınıyor. “Hakkındaki itham her neyse, ifadeye çağrıldığında koşa koşa gitmekten tereddüt etmeyecek bir belediye başkanına ev baskını yapmak nasıl bir iddia, nasıl bir kişisel bir hırs ve öfkenin yansımasın anlaşılır bir şey değil.” diyebilirsiniz.
Ama ben bu öfkeyi ve hırs yansımasının neden olduğunu biliyorum. Bu öfke 1 hafta öncesine dayanıyor. Biliyorsunuz yine gecen hafta akşamüstü Beykoz Belediyemize polisler geldi. Ellerinde de bir savcı imzalı belge vardı. Ne oldu biliyor musunuz? O savcının bundan haberi bile yoktu.
Belgede imzası görülen savcının, o belgeden haberi bile yoktu. Doğal olarak imzası da yok. Ben o belgeden anlamam ama o belge barkoda tutulduğunda, o barkoddan hiçbir şeye ulaşılamıyor ve görülemiyor. Ortalık karıştı. Bu iş ayyuka çıkınca, kötü planın sahibi, o akşam bu iş uygulanmayınca, belli ki çok öfkelendi. Kişisel husumete işi döker gibi sabah saat 4’te Belediye Başkanı’nın evine baskın yapıldı. Utanç verici. Utanç verici. Bu normal işler değil.
Bunlar gerçekten bu ülkede asla görmek istemeyeceğimiz, hiç kimsenin başına gelsin istemeyeceğimiz, bir kişinin dahi yaşamasını istemeyeceğimiz ayıp şeyler, kötü işler.
Ve ne yazı ki Belediye Başkanımız şu anda İstanbul'da Vatan Caddesi'ndeki polis merkezinde. Tabii Türkiye'de bunlar, çok kötü işlere bizleri alıştırmak istiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar bunun sürdürülemez olduğunu görecekler. Hepsine bunu sürdüremeyeceklerini biz göstereceğiz. Bu salondaki insanlar ve onların yoldaşları gösterecek.
Türkiye'de her şey çok hızlı değişir. O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek. Siyaseti dizayn etmeye çalışan, başta Cumhurbaşkanı ve bu yönetim anlayışı o gün anlayacaklar ki, bu milletimizin, bu dahi milletimizin, Türk milletinin o kafasında hiçbir şeyi dizayn edememişler.
Tarihin neyini yaşayacaklar biliyor musunuz? Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar. Birkaç sene çabuk geçer. Zannediyorlar ki karşılarında pes edecek bir insan grubu var. Asla yok. Tarihin en büyük hezimetini onlara yaşatacak olan, buradaki insanların temsil ettiği on milyonlarca insanım var. Buradan net olarak ifade etmek isterim.
Onlara “güle güle” demeyi, onları göndermeyi dört gözle bekliyorum.
Bu hukuksuz uygulamaların, bu kötü uygulamaların, tekrar ifade edeyim ki 86 milyon insanımızdan “Şu bir kişinin de başına gelsin.” diyecek hiç kimse bu salonda yok. “Bir kişinin bile başına gelmesin.” diyecek insanlar burada. O bakımdan biz, hukukun üstünlüğüne inanıyoruz ve bu yolda mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.
Partimizin, bu büyük çatının bize verdiği sorumlulukla çıktığımız bu yolculukta çok derin, çok büyük sorumluluklarımız, zorluklarımız, meşakkatli bir yolculuğumuz olacak.
Hepimiz bir kavşaktayız.
Tarihimizin önemli bir kavşağında.
Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında, geleceğin rotasını tayin etmenin eşiğindeyiz.
102 yıl önce büyük bir yıkımın ardından, bitap düşmüş bir memleketin ekonomisini, adaletini, birliğini inşa etme sorumluluğuyla karşı karşıya olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının iradesine, azmine, kararlılığına bugün yine ihtiyacımız var.

Kıymetli yol arkadaşlarım,
Bugün yine, yeniden, hep birlikte yola çıkıyoruz.
Dünya yeniden kurulurken biz de Türkiye’nin bu yeni dünyada nasıl yer alacağına karar vereceğiz.
102 yıldır en önemli kavşaklarda, en hayati kararları Cumhuriyet Halk Partisi verdi. Bakınız 1923’ten beridir yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir Cumhuriyet’te yaşıyor olmamızda bizim imzamız var, partimizin imzası var.
Millet iradesine dayanan bir devletin ve vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi var.
1923’te İzmir İktisat Kongresinde, 1929’da Dünya Ekonomik Bunalımında doğru tepkiler vererek milli bir ekonominin kurulmasında da bizim imzamız var.
Ülkede sermayenin çok kıt olduğu koşullarda kurulan ulaşım alt yapısında, temel ihtiyaçların üretimi için açılan fabrikalarda, bankalarda, iktisadi teşekküllerde de bizim imzamız var.
İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden, 80 Milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan CHP yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkmayı da partimiz başardı.
Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçişini de biz sağladık. Yenildiği rakibine olgunlukla, sorumlulukla iktidarı teslim eden de biz olduk.
Cumhuriyetin ilk çeyrek asrının her anına damgasını vuran CHP 1950’den sonra iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi.
1970’lerde bütün dünyada eşitlik ve özgürlük dalgası yükselirken biz de Ortanın Solu dedik, sosyal demokrasi dedik.
“Toprak işleyenin su kullananın”, “Ne ezilen ne ezen, hakça düzen” diyen de biz olduk.
1970’lerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi’yle koalisyon kurarak farklı toplum kesimlerinin aynı ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini de Cumhuriyet Halk Partisi’nin aklı bize gösterdi, bu ülkeye gösterdi.
1974’te Kıbrıs Barış Harekatını yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda yine CHP vardı.
600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak tüm ezilen halklara ilham veren CHP, 1960’larda ve 1970’lerde dünyanın ve Türkiye’nin değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı.
Ne var ki 1980’den sonra aynı kabiliyeti gösteremedik. Milletin kabahatinden değil kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık.
Biz iktidar olamayınca Türkiye’miz sosyal hukuk devleti olmaktan ve demokrasiden uzaklaştı.
Yıllar içinde daha da otoriterleşen ve ülkemizi krizlerden koruyamayan, hatta krizlerin içine gömülmesine fırsat tanıyan iktidarların eline düştü.
Uzun yıllardır iktidar olamadığımız için Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakati sorgulanan bir bürokrasiyle, ne yazık ki çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla girdik.
Cumhuriyetimizin 2. yüzyılına vatandaşlarımızı yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, adaleti paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, ülkemize eşi benzeri görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla girdik Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına.
Kıymetli yol arkadaşlarım,
Buradan çıkartmamız gereken bir şey var: Bizim buna son vermek zorunda olduğumuzu unutmamak…
Buna bir son vermek zorundayız.
Bu hâli kabullenemeyiz.
İşte bu yüzden vatandaşları eşitlikte birleştirmiş, hep birlikte millet olma fikrinde, kader ortaklığında buluşturmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesi; ülkemizi çok partili demokrasiye geçirmiş, kaybettiği seçim yarışından sonra iktidarı olgunlukla teslim etmiş İsmet İnönü’nün feraseti; sosyal demokrasi geleneğini topraklarımıza eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle taşımış Bülent Ecevit’in yenilikçi heyecanı yolumuzu aydınlatıyor.
Bu yolda hep beraber koşacağız.
Koşmak zorundayız.
Bu irade, bu feraset, bu heyecanla milletimizi yeniden devletin sahibi kılma yolculuğuna çıkıyoruz.
İki yıl önce “Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleyemeyiz, değişmemiz gerekir. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum” demiştim. Çünkü biliyordum ki CHP değişirse Türkiye değişir.
CHP silkindi, değişmeye başladı, değişimi başlattı. 2023 Kurultayında üzerindeki o seçim sonrası çökmüşlüğü, kaybedilen genel seçim sonrası umutsuzluğu, ölü toprağını üzerinden attı.
31 Mart 2024’ten beri Türkiye’nin birinci partisiyiz. Ve biz artık yola çıkmak zorunda olduğumuzu buradan ilan etmeliyiz. Şimdi demeliyiz ki bütün Cumhuriyet Halk Partililer olarak:
“Cumhuriyet Halk Partisi’nde değişimi başlattık, güçlendirdik. Yolumuz çok güçlü bir şekilde sürüyor. Şimdi sıra ‘Ey halkımız, Türkiye’yi değiştirmekte.’”
Şimdi sıra Türkiye’yi değiştirmekte.
Bugün bu yola çıkıyoruz.
“Devletimizi demokratik ve güçlü, toplumu zengin ve huzurlu, vatandaşlarımızı eşit ve özgür, siyasi rekabeti çoğulcu, adil ve medeni kılma yolundayız.” diye milletimize buradan duyuruyoruz.

Sevgili yol arkadaşlarım,
Yine bir karar vereceğiz, Cumhurbaşkanı Adayımızı belirleyecek ve büyük ve kutlu bir yolculuğu başlatacağız. Partimiz aday belirleme kararı verdi. Genel Başkanımız bu kararı duyurduğundan beri toplumda büyük bir heyecan oluştu. Halkımız bu iktidarın rakipsiz olmadığını, bir seçeneğinin olduğunu gördü ve umutlandı.
Rakibimiz ise büyük bir panik yaşıyor. Çünkü onlar, kendilerini rakipsiz zannettiler. Rakiplerini kendileri belirleyebilir zannettiler. İktidarlarını sonsuz zannettiler.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni birliğini sağlayamaz, kendi iç gerilimlerinde boğulur, siyaset sahnesini onlara bırakır zannettiler. Aday belirleyeceğimiz için ve ortaya koyduğumuz bu, Türkiye için bir demokrasi devrimi olacak bu süreç için büyük bir korkuya kapıldılar, korkuyorlar.
Bu milletin onlara verdiği yetkiyi sonuna kadar istismar etmeye başladılar.
Benim hakkımda 25 yıla varan hapis cezalarını bir şekilde kurguladılar ve istiyorlar. Siyasi yasak getirmek istiyorlar. Partimizin kurultayını iptal etmek, partimize kayyım ataması için süreç takibi yapıyorlar.
Gözleri o kadar kararmış ki bu milletin asla kararından yılmadığını, yaptığı seçimleri, yaptığı tercihleri asla zalimlerin zulmüne kurban etmediğini, asla seçimlerinin, özellikle tercihlerinin seçme yetkisinin elinden alınmasına asla izin vermediğini unutmuşlar.
Sanıyorlar ki ellerindeki geçici yetkilerle milletin kararına el koyabilirler. Sanıyorlar ki mahkemelerde halkın partisini durdurabilirler.
Zavallılar, çaresizler, acizler.
Onlara hatırlatalım. Cumhuriyet Halk Partisi halkın kendisidir, halktır. Halkı durduramazsın, engelleyemezsin, kapatamazsın.
Ekrem İmamoğlu bu milletin oğludur, evladıdır. Onu bu milletin elinden alamazsın. Sanıyorlar ki Ekrem İmamoğlu’nu aday yapmazlarsa kurtulurlar. Şu salonda kaç Ekrem İmamoğlu var görmüyorlar, işitmiyorlar.
Hepimizi yasaklasan ne olur? Bu memleketin her bir şehrinden, her bir ilçesinden, beldesinden, köyünden bir Ekrem İmamoğlu karşına dikilir.
Buradaki her bir milletvekili, her bir CHP İl Başkanı, her bir kadın kolları, gençlik kolları üyesi, her bir CHP neferi Cumhurbaşkanı adayıdır, adayımızdır. İcraatçı ve halkçı CHP’li belediyelerin büyük başarısının mimarı başkanlarımızın her biri adaydır, adayımızdır.
Ekrem İmamoğlu bu yolculukta kendi adına aday değil. Diyeceksiniz ki bütün dostlarım, bütün arkadaşlarım “Ha İmamoğlu aday ha ben adayım.” Bu inançla bakmak zorundasınız. Bu inanca dönük bir yol haritası var. Bu inanca dönük bir yolculuğa büyük bir davet var.
Yıldırıp, sindirip, korkutup milletin seçimini, tercihini, iradesini yüzüstü bırakacağımızı sanıyorlar.
Bu kararlı gözlerden ve buradaki kararlılığı o gözlerden şunu görebilirsiniz: O bir çift mavi gözdeki kararlılığı görebilirsiniz. Bizim gözümüze, o gözümüzün içine baktıkça, size o çaresizliğinizi hatırlatmaya devam edeceğiz. Sizlere acizliğinizi, korkunuzu hatırlatmaya ve göstermeye devam edeceğiz.
Zavallılar, çaresizler, korkuyorlar, acizler.
Onlara gösterelim.
Bizim tek derdimiz, tek hayalimiz var:
Bir avuç insanın yerle bir ettiği devlet yapısını, hukuk sistemini, demokrasiyi, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek. Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, güvenliğinin, geleceğinin bekçisi hâline getirmek.
Yüce Türk milleti, devlet geleneğimizi iyi bilir: Bizim devlet geleneğimizde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışı vardır.
Bu amaç her şeyden önce makama değil mücadeleye odaklanmayı gerektiriyor. Bu mücadele milletin onayını almayı, seçim kazanmayı ve ülkeyi iyi yönetebilmeyi gerektiriyor. İşte bunun için yola çıkıyoruz.
Bu yola kaprisle, kompleksle, egoyla çıkılmaz. Bu yola tek başına çıkılmaz. Bu yolda hepimiz varız, hep birlikteyiz. Sadece Cumhuriyet Halk Partililer değil milletimiz de var.
Bu yolda ortak akıl var, iş bölümü var, rol dağılımı var.
Ben bu yola mücadele için, üstüme düşeni en çok koşan, en çok çalışan bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için, siz yol arkadaşlarımla birlikte çıkıyorum.
Bu yola kendime güvendiğim kadar size güvendiğim için çıkıyorum. Bu yolda birlikte olduğumuz için güvendeyim.
Bütün engelleri, bütün badireleri, bütün bedelleri birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum.
Bu yolda dalga dalga büyüyeceğimize, çoğalacağımıza, umudu sarsılmış, hayalleri tarumar edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün vatandaşlarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı yanımızda göreceğimize yürekten inanıyorum.
Bugün bu salondan çıkacağız, memleketin dört bir yanına dağılıp üyelerimizin her biriyle tek tek buluşacağız. Birliğimizi, dirliğimizi cümle aleme göstereceğiz.
Aday belirleme kararımızdan telaşlanan bir avuç siyasi elit, ön seçim yapacağımızı duyunca daha da büyük panikledi. Çünkü kendi tabanları da önseçim ister diye korktular. Çünkü demokrasiye alışık değiller. Kimseye sormaya alışık değiller. Sadece bir kişi ne derse o oluyor çünkü. Çünkü kendi teşkilatları da üyeleri de çıkıp “Bizim de sözümüz kararlara ortak olsun” der diye telaşlandılar.
Partimizin aday kararı bu baskıcı iktidara rakipsiz olmadığını, gündemi de rakiplerini de kendilerinin belirleyemeyeceğini gösterdi.
Partimizin, bu güçlü demokrasi devrimi, emeği geçen Genel başkanımıza ve bütün yöneticilerimize teşekkür ediyorum, önseçim kararı Türkiye siyasetinde ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı.
Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet önseçimden çok korktu. Korkacak, korksunlar. O bir avuç insan korkmaya devam etsin.
Çünkü onlar ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kuruyorlar.
Ama biz onlara bu fırsatı vermeyeceğiz.
Demokrasi tarihimizin bu çaptaki ilk büyük önseçimini en yüksek katılımla, en doğru ve en güzel şekliyle tamamlayacağız.
Gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız.
Halksız siyaset, halk olmadan siyaset heveslerini kursaklarında bırakacağız.
Genel başkanımızın da sıklıkla ifade ettiği gibi bu memleketi salon konuşmalarından ve salon siyasetinden hep birlikte kurtaracağız.
23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar yoluna çıkıyoruz.
Kurucumuz, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesine yürekten bağlı bir parti olarak, ilk adımı üyelerimizin çizeceği yol haritasına uygun olarak atacağız.
Üyeler partilerin, vatandaşlar ise ülkenin sahibidir. Onlar ne derse o olur. Milletimiz, devletin efendisidir.
Millet ne derse o olur.
Cumhuriyet, herkes bu duyguyu, bu özgüveni hissetsin, yöneticiler vatandaş karşısında hadlerini bilsinler diye kuruldu. Demokrasi bunun için var!
23 Mart’ta ülkenin dört bir yanında gerçekleştireceğimiz demokrasi şöleni milletin umudu, sandık korkusu yaşayanların kâbusu olacak.
Biz Cumhuriyet Halk Partililer bu bozuk düzeni değiştirme kararlılığımızı göstereceğiz, sonra gerisi çığ gibi gelecek.
23 Mart’ta önseçim sandığından çıkacak tüm üyelerimizi de arkamıza alıp memleketin dört bir yanında toplumun tüm kesimleriyle buluşacağız.
Partizanlık yapmayacak hep birlikte kurtuluş mücadelemizi çoğalta çoğalta, büyüte büyüte milletin Türkiye’yi ayağa kaldıracak iktidarını kuracağız.
Buradan Aziz milletimize de seslenmek isterim,
İsraf, iş bilmezlik ve kibrin sebep olduğu ekonomik krizden, yaşanan derin yoksulluktan, her gün kriz yaratan siyasetten, giderek artan toplumsal çürümeden, adalet, eğitim ve sağlık sistemlerimizdeki çöküşten, her yere üşüşmüş olan mafya ve çetelerden, iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden ve sonu hiç gelmeyecekmiş gibi duran bu karanlıktan yorulmuş, bitap düşmüş olan büyük milletimize sesleniyorum:
Müsterih olun, içinizi ferah tutun. Şafak söküyor.
Uzun ve zahmetli bir yola çıkıyoruz.
Bu düzeni değiştirmek,
Umudu ve güveni yeniden inşa etmek,
Artık bu karanlıktan yorulan milletimizi iyileştirmek,
Türkiye’yi dünyada hak ettiği noktaya yükseltmek için hep birlikte büyük bir yola çıkıyoruz.
Onun için bu yol çok önemli.

Kıymetli yol arkadaşlarım,
Bir derdimiz, bir davamız, bir hayalimiz var.
Derdimiz Türkiye’dir.
Davamız devleti güçlü, demokratik ve adil, milletimizi huzurlu ve özgür kılmaktır. Hayalimiz ülkemizi dünyanın en güçlü ve en zengin ülkeleri arasında görmektir.
Kardeşlerim,
Yükü omuzlamanın vakti gelmiştir. Omuz omuza, kol kola çıkılacak yolculuğun vakti gelmiştir.
Sorumluluk almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz.
Çünkü yalnızca büyük bir davaya, büyük bir sevdaya değil aynı zamanda da sağlam bir plana ve bu planı hayata geçirebilecek güçlü kadrolara sahibiz. Bu kadrolar başta Cumhuriyet Halk Partili kadrolar ama daha da ötesi milletimizin evlatlarıdır, sadece bir avuç insanın değil. Milletimizin evlatlarıdır.
Milletimiz umuda muhtaç, bir büyük Türkiye hayaline açken;
Aklın, bilimin ve devletimizin tarih, tecrübe ve birikiminin yolundan ayrılmadan,
Çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan,
Mazeret değil marifet üreterek,
Sorun değil çözüm üreterek,
Allah’ın verdiği aklı milletin geleceği için kullanarak,
Milletimiz için milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkmanın vakti gelmiştir.
Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız.
Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle hep beraber bir Türkiye mucizesi gerçekleştireceğiz.
Sevgili Vatandaşlarım, kıymetli yol arkadaşlarım
Hep birlikte görüyoruz.
Biz bu yozlaşmanın ve çürümenin pençesinde nefes almaya çalışırken, dünya hızla ilerliyor ve değişiyor. Yeni bir döneme giriyoruz. Dünya ekonomisi ve siyaseti büyük bir değişim yaşıyor. Küresel ve bölgesel olarak yeni ittifaklar kuruluyor. Bölgemizin dört bir yanında savaşlar ve çatışmalar yaşanıyor.
Maalesef artık barıştan çok savaşı, iş birliğinden çok tek başına hareket etmeyi, paylaşmaktan çok daha fazla kazanmayı konuşan bir dünya var. Yapay zekâ çağıyla birlikte teknoloji hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde değişiyor. Bu yeni çağ ülkelerin kaderini belirliyor. İleri teknolojilerin, sanayinin, tarımın ve insanımıza yapılan yatırımın büyük öneme sahip olduğu yeni bir döneme giriyoruz.
Küresel kurumların zayıfladığı, ülkelerin giderek içine kapandığı, üretimin ve kendine yetebilen bir ülke olmanın önem kazandığı yeni bir döneme giriyoruz. Önümüzdeki yüzyılda hayati öneme sahip olan ticaret yollarının ve enerji hatlarının değiştiği yeni bir döneme giriyoruz. Bu yeni dönemde üreten, akılla yöneten, hukuk düzeni güçlü, vatandaşının refahına önem veren ve yeni nesilleri çok iyi yetiştiren ülkeler kazanacak.
Türkiye, fırsatların da tehlikelerin de tam ortasındadır.
Vaktimiz yok.
Dünya bu hızda ilerlerken biz yerimizde sayıyoruz. Hatta bazen geriye gidiyoruz. Artık taş üstüne taş koyamıyoruz.
Bu yeni döneme, milleti yoksullaştırılmış, adaletten uzaklaşmış, demokrasinin içi boşaltılmış ve ekonomisi güçsüz bir ülke olarak giriyoruz. Bu ülkeyi yönetenler, bu durumdan zerre kadar utanmıyorlar. Ekonomiyi düzeltmenin yek yolunu ülke gezip para bulmakta görüyorlar.
Utanmıyorlar ki her gün yeni bir hukuki veya siyasi ayak oyununa muhatap oluyoruz.
Buradan sesleniyorum:
Türkiye’nin artık bu tarz siyasi oyunlarla, hukuki baskılarla, koltuğunu korumak için üretilen siyasi çatışmalarla boşa harcayacak tek bir günü, tek bir zamanı yok. Yok çünkü ülkemizle dünyanın güçlü ülkeleri arasındaki fark her geçen gün daha da açılıyor.
Yapay zekâ çağının şafağında, dünyanın gelişmiş ülkeleri, tüm insanlık tarihinin en büyük sıçramasına hazırlanıyorlar. 10 yıllık 15 yıllık büyüme hedeflerinin tarifsiz rakamlar olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki 15- 20 yıl içerisinde insan medeniyetinin bugüne kadarki tüm değişimlerinden çok daha kuvvetli bir değişim yaşanacak.
Bu çağ tamamlandığında insanlık, eski insanlık ve yeni insanlık olarak ikiye bölünecek. Bu çağ tamamlandığında milletler hâkim milletler ve köle milletler olarak ikiye bölünecek.
Eğer Türkiye olarak bu treni yakalayamazsak, batı medeniyetleri ile aramızdaki mesafe, bir uçuruma dönüşecek. Aramızdaki gelir farkı 10 katın üstüne çıkacak.
İşte bu yüzden sıçrayarak kalkınmak, milli endüstri stratejimizi hayata geçirmek zorundayız.
Başka türlü bu farkı kapatmamız mümkün değil. Ülkemiz artık yorgunluğu, yozlaşmayı ve yaşanan çürümeyi kaldıramıyor. Yeni, genç, dinamik ve akılla hareket eden bir yönetimle ülkemizi hep birlikte umuda kavuşturmamız gerekiyor.
Biz, bu güzel milleti umuda kavuşturmanın, Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmanın ve hızla ilerleyen dünyayı yakalamanın yolunu biliyoruz.
Planımız, programımız hazır.
Emaneti teslim almaya, 86 milyona hizmet etmeye hazırız.
Biliyor ve görüyoruz.
Milletimiz, yapılan bütün yanlışları sessiz ve sakin bir biçimde hafızasına kaydediyor, kimin ne yaptığını not ediyor.
Milletimiz, son sözü söyleyeceği günü bekliyor.
Birilerinin koltuk ihtirasları ve yargı kumpasları varsa bizim insanımızın da vicdanı ve hafızası var.
Ben hiç bugüne kadar bu milletin hafızasının yanıldığını, vicdanının haksız çıktığını görmedim.
Biliyor ve inanıyorum ki milletimiz egemenliğin gerçek sahibi olduğunu gösterecek, önündeki tüm engelleri güçlü iradesiyle kaldıracaktır.
Şimdi soruyorum:
Niçin bizim gündemimizde sürekli hukuksuzluk, yoksulluk, yolsuzluk, enflasyon ve hayat pahalılığı var?
Niçin akşam haberleri izlediğimizde en fazla adliye ve emniyet binalarını görüyoruz?
Niçin sürekli evde, işte, dışarıda sürekli hayat pahalılığını, geçim sıkıntısını, kimlerin tutuklandığını ve kimlerin yargılandığını konuşuyoruz?
Bütün bunların bir sebebi var.
23 yıllık iktidarın kibrine kapılmış, zamanı dolmuş, milletin dertlerine çare olamayan ve artık sebep oldukları durumu bile görmekten aciz bir yönetimle karşı karşıyayız.
Bugün Türkiye değil, milletin istikbalini değil kendi istikbalini önceleyen, milletin derdini değil kendi derdini düşünen bir iktidarın tasallutu altındadır.
Ancak milletin hesabı tüm şahsi hesapların üzerindedir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte Türkiye hukuk devleti olmaktan uzaklaştı, milletimiz yoksullaştı ve demokrasimiz büyük bir gerileme yaşadı.
Seçilmişlerin gücü, yani millet iradesinin gücü zayıflatıldı.
Türkiye’deki bütün yönetimin sorumluluğu tek kişinin, Cumhurbaşkanının sırtına yüklendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu koskoca ülkeyi kendi başına yönetemedi.
Cumhurbaşkanı adına, sorumsuzca yetki kullanan bürokratik bir oligarşi oluştu.
Türkiye seçilmişlerin değil atanmışların yönettiği bir ülke oldu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devreye girdiğinden beri yaşadığımız çöküş, bütün gücü elinde topladığını zanneden Sayın Cumhurbaşkanının, 2018’den beri ülkeyi nasıl yönetemediğinin göstergesidir.
İster hayat pahalılığına bakın ister demokrasimizin standardına ister adalet sistemimize bakın ister eğitimin durumuna ister kişi başına gelirimize bakın ister nüfusumuzun azalmasına ister kontrolden çıkmış gıda fiyatlarına bakın ister ev kiralarına bakın…
Dengimiz sayılan ülkeler arasında:
Dünyanın en yüksek enflasyonu bizde.
Dünyanın en yüksek faizi bizde.
Dünyanın en yıkıcı hayat pahalılığı bizde.
Hangi göstergeyi alırsanız alın ciddi anlamda bir geriye gidiş olduğunu görürsünüz.
Çünkü Türkiye iyi yönetilmiyor. Çünkü bu iktidar demokrasiyle ilişkisini koparmış durumda. Çünkü bu iktidar adaletle ilişkisini koparmış durumda.
Hepsinden önemlisi bu iktidar asgari ücretliyle, kiracıyla, emekliyle ve çalışanlarla ilişkisini koparmış durumda.
Bu iktidar, Türkiye’nin ezici çoğunluğunun ne ekonomik sıkıntılarını ne de demokratik sıkıntılarını anlayacak durumda değil.
Sevgili yurttaşlarım, değerli yol arkadaşlarım,
Bir ülkede yargıçlar ve savcılar siyasilerden daha fazla konuşuluyorsa çok önemli bir sorun var demektir. Bir ülkede savcıların isimlerini insanlar günlük konuşmalarında kullanacak kadar biliyorsa orada çok büyük bir sorun var demektir. İktidara ve sayın Cumhurbaşkanına buradan seslenmek istiyorum:
Bakın, bu isimlerin konuşulması sadece muhalefet için bir sorun değildir. Sizin için de büyük bir sorundur.
Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetme sorumluluğu sizde. Millet bu yetkiyi size verdi, atanmış yargı mensuplarına değil.
Türkiye gibi büyük bir ülke böyle yönetilemez.
Türkiye, atanmışlar tarafından yönetilemez.
Türkiye, milleti temsil etmeyen insanlar tarafından yönetilen bir ülke olamaz.
Türkiye, milleti temsil eden meclisinin güçsüz ve sözünün kıymetsiz olduğu bir ülke olarak devam edemez.
Türkiye’yi seçilmişlerin yönettiği bir ülke yapmak zorundayız.
Türkiye’yi bir an önce parlamenter demokrasiye kavuşturmak zorundayız.
Türkiye’yi millet iradesinin iktidara, devlete ve meclise sahici bir şekilde yansıdığı bir ülke yapmak zorundayız.
Türkiye’yi yönetmek için denge ve denetimin yerleştiği demokrasiden, hukuk devletinden başka bir yol bulunmamaktadır.
Türkiye’nin kaderi mahkeme salonlarında değil millet meclisinde, milletin iradesinin tecelli ettiği yerlerde çizilmek zorundadır.
Kıymetli yol arkadaşlarım,
Tekrar ifade etmek isterim:
Davamız, Türkiye’yi hak ettiği yere yükseltme davasıdır.
Davamız, bize dayatılan bu makus talihi yenme davasıdır.
Davamız, güçlü, demokratik, adil ve müreffeh bir Türkiye davasıdır.
Türkiye’yi dünya ölçeğinde zengin, devletimizi küresel ölçekte güçlü ve itibarlı bir devlet hâline getirmek; zenginliğimizi ve gücümüzü adaletli bir biçimde paylaştırarak tüm yurttaşlarımızı, hukukun üstünlüğüne dayalı, tam anlamıyla demokratik bir toplum düzeni içerisinde, refah, huzur ve mutluluk içinde yaşatmak siyasi varlığımızın en büyük hedefidir.
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın:
Ortaya koyduğumuz büyük vizyona ve hedeflere nasıl ulaşacağımızı açık ve net bir biçimde biliyoruz, çok güçlü bir hazırlık içerisindeyiz.
Planlarımız net, kadrolarımız hazır. Planlarımız ve kadrolarımız güçlü milletimizle beraber çok daha güçlü seviyelere ulaşacaktır.
Bizi hedeflerimize ulaştıracak olan milletimizin sinesinden çıkmış evlatlarıdır.
Bizi hedeflerimize ulaştıracak planlar, milletimizin ihtiyacına göre ve ülkemizin geleceği adına yapılmıştır.
Şundan adımız kadar eminiz:
İktidara doğru yürüyüşümüzde bize yeni kadrolar katılacak. Az önce Genel Sekreterimiz burada çok güzel bir sloganı toplumla paylaştı:
“Gel, Seç, Tarihe Geç”
Belki bugün ve yarın var ama bugün de yarın da olsa yarından da sonra aramıza katılmanız, özellikle bu güzel canım ülkemin gençlerini ve özellikle siyasette doğru bir oranda olmadığına yüzde yüz inandığım ve umut ediyorum ki artı bir fazla olduğu günleri yaşayacağımız kadınların siyasete katılmalarını, özellikle bugün yarın üye olmalarını buradan duyuruyorum. Katılmak için de sizleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne davet ediyorum.
O bakımdan bizler, sizlerle beraber kadrolarımızı genişletecek ve büyüteceğiz.
Bugün yozlaştırılmış devlet aygıtı içerisinde sıkışıp kalmış, milleti için bir şeyler yapamıyor olmanın acısını yaşayan çok değerli bürokratlar var. Çok değerli devlet çalışanları davamıza ve yol haritamıza sahip çıkacaklar.
Ne yazık ki büyük bir yolculuğa çıkarken, özellikle devlet çalışanlarımızla birlikte adalet mekanizmasının bugün getirildiği yerden büyük bir utanç duyan bu memleketin çok kıymetli savcılarımız ve hakimlerimizin olduğunu biliyorum. Onların büyük sorumluluk alacağı günler yakındır.
Eğitimin çökertilmesinden acı duyan öğretmenlerimiz, akademisyenlerimiz var. Onlar yine bu yolculuğun en önemli neferleri olacaklar.
Geleceği çalınan pırıl pırıl gençlerimiz, ülkemizin büyük yetenekleri ve kıymetini bilmediğimiz dâhilerimiz... İşte bu güç büyük davanın ortağı, sahibi olacaklar. Davamıza sahip çıkacaklar.
Hülasa büyük bir yolculuğa çıkıyoruz.
Milletimizi birlikte yazacağımız bir hikâyeye, hak ettiğimiz bir geleceğe buradan, Cumhuriyet Halk Partisi’nden davet ediyoruz.
Bugün itibarıyla bu yola çıkan herkesi, özellikle partimizin yöneticilerini, memleketimizin dört bir yanında sandık kurarak en yüksek katılımla bu sisteme bu rejime ve bu yönetime karşı ortaya koyacakları oylarını, en yüksek oy oranıyla en yüksek katılımla Türkiye’ye göstermesini diliyorum.
Bu yolculuğu burada bulunan herkese emanet ediyorum.
MİLLETİMİZİ BİRLİK OLMAYA, BU ZAMANI DOLMUŞ İKTİDARI DEĞİŞTİRMEYE, ADALETİ SAĞLAMAYA DAVET EDİYORUZ!
MİLLETİMİZİ UMUDA, REFAHA, HUZURA ÇAĞIRIYORUZ!
MİLLETİMİZİ GELECEĞE ÇAĞIRIYORUZ!
Ve buradan insanlarımıza sesleniyoruz:
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, HAYDİ ŞİMDİ HEP BİRLİKTE GÖREV BAŞINA!
CHP BAŞARACAK TÜRKİYE KAZANACAK!