Aziz Milletim,
Bugün, bu toprakların hafızasına cesaretle, sabırla ve imanla kazınmış büyük bir destanın yıldönümünde sizlere sesleniyorum. Çanakkale Zaferi, sadece bir savaşın kazanılması değil, tarihi nice şanlı zaferlerle dolu olan Türk ordusunun ve iradesi sarsılmaz milletimizin boyun eğmeyeceğinin, pes etmeyeceğinin ve kanının son damlasına kadar bu vatanı müdafaa edeceğinin bütün dünyaya ilanıdır.
Çanakkale’yi anlamak, yalnızca geçmişi anmak değildir. Çanakkale’yi anlamak, atalarımızın bize bıraktığı mirası, bugün kim olduğumuzu ve yarın nasıl ayakta kalacağımızı da anlamaktır.
Çünkü Çanakkale’de savunulan sadece bir boğaz değildi. Savunulan bir milletin şerefi, haysiyeti, iradesi ve istikbaliydi. Yedi düvelin karşısında yoklukla, yoksullukla, acıyla ama sarsılmaz bir kararlılıkla duran atalarımız bize şunu öğretti: Bu milletin asıl gücü silahında değil, inancında; servetinde değil, vicdanında; makamında değil, yüksek şahsiyetindedir.
Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, siperlerin içinde ölümle burun buruna gelen o kahramanlar; bu ülkeyi kendileri için değil, kendilerinden sonra gelecek milyonlar için savundular. Biz bugün bağımsız yaşayabilelim diye toprağa düştüler. Biz bugün başı dik bir millet olabilelim diye şehit oldular.
Gözünü bile kırpmadan toprağa düşenler, yalnız düştükleri toprağı değil, aynı zamanda umudu, imânı ve geleceğe olan inancı savundular.
O büyük mücadelenin bağrından bir irade doğdu. Darmadağın olmuş, işgal edilmiş, yoksul bırakılmış bir memlekette, bu yüce millet ayağa kalktı. Yılmadı. Teslim olmadı. Korkmadı. Önce Çanakkale’de ‘dur’ dedi, sonra Kurtuluş Savaşı’nda kaderini kendi elleriyle yazarak tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Küllerinden doğdu.
Bu yüzden Çanakkale’yi anarken Cumhuriyet’i, Cumhuriyet’i anarken de onun kurucu kararlılığını unutmamak gerekir. Bu memleket masa başında kurulmamıştır. Bu devlet başkalarının lütfuyla doğmamıştır. Bu Cumhuriyet, boyun eğmeyenlerin, imkânsızlığa teslim olmayanların, “ya istiklal ya ölüm” diyenlerin eseridir.
Bugün bize düşen, bu mirası aynı ciddiyet, hassasiyet ve inançla yüreklerimizde taşımaktır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözü yalnızca savaş meydanında verilmiş bir emir değildir. Bu söz, milletimizin karakterini özetleyen bir kararlılıktır. Vatanı müdafaanın ilk ve son adımıdır. Bu söz, makamı değil sorumluluğu, konforu değil fedakârlığı ve bu millet için gerektiğinde yaşamı değil şehadeti kucaklamanın adıdır.
Millet birdir. Bayrak birdir. Vatan birdir. Devlet, milletin evidir. O eve göz diken kim olursa olsun, hangi unvanı taşırsa taşısın, hangi makamda oturursa otursun, karşısında bu milletin iradesini bulacaktır.
Millet olarak en yüce görevimiz, Çanakkale’den Sakarya’ya, savaş meydanlarından, Cumhuriyet’e atalarımızın verdiği büyük mücadelenin hedefini yerine getirmektir. Bu hedef, nice şehidin uğruna canının verdiği bu toprakları savunmak, tam bağımsız olmak, güçlü bir devlet olmak ve millet olarak adalete, refaha, muasır medeniyetler seviyesine kavuşmaktır.
Birbirimizden başka kimsemiz yok! Bu millet içinde barındırdığı her ferdiyle yekvücût olmak ve her mücadeleye hazır olmak zorundadır.
Bu ülkenin muhafazakârı da bizimdir, seküleri de bizimdir, milliyetçisi de bizimdir, sosyal demokratı da bizimdir. Anadolu’nun sessiz insanı da bizimdir, büyük şehirlerin yorgun gençleri de bizimdir. Çünkü Çanakkale’de omuz omuza yatanlar birbirlerine benzedikleri için değil, aynı milletin evladı oldukları için yan yana düştüler. Biz birbirimizle kavga edelim diye değil, tarihin sonuna dek bu cennet vatanda el ele, kol kola yaşayalım diye gözlerini kırpmadan şehit oldular.
O yüzden bu milletin yaşam tarzına, inancına, kimliğine, şerefine göz diken bir bölücülüğün her daim karşısında duracağız! Bu milletin birlikteliğini, korkular üzerinden değil, ortak kader üzerinden büyüteceğiz. İnsanlarımızı tehdit ederek değil, birbirine emanet ederek yürüyeceğiz. Çünkü bu topraklardaki asıl güç, birbirine üstün gelmeye çalışanların değil, bütün farklılıklarına rağmen bir arada kalmayı başaranların gücüdür.
Ama birlik demek, haksızlık karşısında susmak da değildir.
Çanakkale nasıl ki vahşi emperyalizme karşı bir direnişse, bugün de millet iradesini içeride baskıyla, dışarıda onay arayışıyla kuşatmak isteyen anlayışa karşı dimdik durmak bizlere şehitlerimizin mirasıdır. Bu ülkenin kaderi ne yabancı başkentlerde yazılır ne de milletin iradesini hiçe sayan kapalı odalarda belirlenir. Türkiye Cumhuriyeti, icazetle kurulmadı; icazetle yönetilmeye de razı olmaz.
Bizim pusulamız Washington, Londra, Moskova, Pekin, Dubai değildir, başka başkentler değildir, başka güç odakları değildir. Bizim pusulamız Ankara’dır, Sivas’tır, Erzurum’dur, Çanakkale’dir; bu milletin yüksek şahsiyeti ve haysiyetidir. Kim bu milletin başını öne eğmeye kalkarsa, kim bu memleketin iradesini dışarıya bağımlı hale getirmeye çalışırsa, karşısında Çanakkale ruhunu bulacaktır.
Bazıları sanıyor ki bir insanı susturunca bir fikri susturmuş olurlar. Bazıları sanıyor ki bir bedeni duvarların ardına koyunca milleti de çaresiz bırakırlar. Oysa bu toprakların tarihi bunun tam tersini defalarca göstermiştir. Bu millet, zoru gördüğünde dağılmayı değil toparlanmayı mecburiyet addetmiş bir millettir. Baskı arttığında korkuya teslim olan değil, hakkın ve vicdanın etrafında yeniden kenetlenen bir millettir.
Bugün bu ülkenin en büyük ihtiyacı; öfkesi olan ama aklını kaybetmemiş, yarası olan ama umudunu yitirmemiş, kararlı ama adil bir iradedir. İntikam değil adalet gerekir. Ayrışma değil birlik gerekir. Korku değil güven gerekir. Ve en çok da milletin parasını, emeğini, geleceğini, gençliğini hoyratça harcayan bu düzene karşı temiz bir vicdan gerekir.
Biz bu memleketi seviyoruz. Bedel ödemeyi göze alacak kadar seviyoruz. Bu ülkenin çiftçisini, işçisini, emeklisini, esnafını, atanamayan gencini, geleceğinden kaygı duyan annesini, borcun yükü altında ezilen babasını, umudunu yitirmek istemeyen her ferdini seviyoruz. Senelerimizi hapislerde geçirecek, çocuğumuzun ilk kez baba deyişini duymamayı göze alacak, sağlığımızdan vazgeçecek, gerekirse ölecek kadar çok seviyoruz. Onun için konuşuyoruz. Onun için direniyoruz. Onun için susmuyoruz.
Çanakkale bize şunu da öğretir: Bir milletin en büyük yenilgisi, düşmanın ateşi altında verdiği kayıp değil; kendi kaderine yabancılaşmasıdır. Buna izin vermeyeceğiz. Bu milletin çocuklarına yeniden onurlu, güvenli, müreffeh ve güçlü bir ülke bırakmak boynumuzun borcudur.
Biz korkunun siyasetine teslim olmayacağız. Biz milleti birbirine düşürerek ayakta kalmaya çalışan anlayışa teslim olmayacağız. Biz Cumhuriyet’i sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda milletin kula kul olmama iradesi olarak görmeye devam edeceğiz. Evet, aynı kararlılıkla söylemeye devam edeceğiz: Bu memleketin bağımsızlığına, birliğine, hukukuna ve geleceğine göz diken hiçbir güç karşısında geri adım atmayacağız.
Çünkü biz, Çanakkale’de toprağa düşenlerin; Sakarya’da direnenlerin; Büyük Taarruz’da yürüyenlerin; Cumhuriyet’i kuranların mirasçılarıyız.
Çünkü biz, bu ülkenin sahipsiz olmadığını bilenlerdeniz.
Çünkü biz, milletin iradesinin zindana sığmayacağını bilenlerdeniz.
Ve çünkü biz, Türkiye’nin yeniden ayağa kalkacağına, bu karanlığı aşacağına, devlet ile millet arasına örülen bütün duvarların yıkılacağına yürekten inanıyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, Çanakkale’de destan yazan bütün kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve sonsuz saygıyla anıyorum.
Ruhları şad olsun.
Ne mutlu bu vatan için yaşayanlara,
Ne mutlu bağımsızlığı namus bilenlere,
Ne mutlu bu millet için dimdik duranlara,
Ne mutlu bu cennet vatan için şehit olanlara!