‘Çerkes Sürgünü’ sonun başlangıcı – Ekrem İmamoğlu

‘Çerkes Sürgünü’ sonun başlangıcı

Beylikdüzü Belediyesi ile Çerkes Kültür Evi Derneği’nin Çerkes Ulusal Kıyafet Günü dolayısıyla düzenlediği “Çerkes Kıyafetleri’nin Zamanda Yolculuğu” temalı programa katıldım. Yaşam Vadisi’nde gerçekleşen ve Çerkes Kültür Evi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Çötok ile Kafkas Dernekleri Federasyon Başkanı Yaşar Aslankaya’nın da katıldığı programda Çerkes ulusal kıyafetlerini giydim. Bunun gibi birçok aktivitede Beylikdüzü’nün bir merkez olma noktasında her zaman yanlarında olacağımızın altını çiziyorum.

Çocukluğumun geçtiği köyümdeki Çerkes Mezarlığı isimli yeri üniversite yıllarında sorgulama imkanına kavuştum. Ve Büyük Çerkes Sürgünü ile karşılaştım. 1864 yılında Çarlık Rusyası tarafından sürgün edilen ve Çerkesler için ‘sonun başlangıcı’ olan o büyük ölüm yolculuğu. O yolculuktan geriye kalanların ise Trabzon’daki en büyük mirası Çerkes Mezarlığı…

Köyüm, bir çocuk için ideal bir yaşam merkezi gibiydi. Karadeniz dışında göremeyeceğiniz, siyah kumlu uzun bir sahili vardı. Kumsal kadar, başını denizin içlerine sokan kayalıklar bizler için özel dizayn edilmişti sanki. Türlü akrobatik hareketlerin finali, denize en güzel atlama yarışı ile biterdi.
Deniz kıyısındaki bu köy, benim çocukluğumun ikinci köyü. Ailemin buraya taşınmasından önce daha yükseklerdeki Cevizli köyünde yaşardık. Aslında tarımı orada öğrendim. Fasulye, patates, domates vb.
 

Tütün ile Sera’da yani yeni köyümde tanıştım. İsmini dereden alan yeni köyüm Karadeniz’in nadir bulunan düzlük alanlarından birine sahipti. Mikro iklimi sayesinde de tarım için çok elverişli imkânlar sunuyordu. 

2 bin kişi yaşıyordu


Şimdi ki adı Yıldızlı olan köyüm Sera, geniş tarım alanlarına rağmen sadece 2000’e yakın insanı barındırırdı. Köy, Trabzon ile Akçabaat’ın tam ortasında kalıyordu. Ahalisi çalışkan, kabiliyetli ama daha da iyisi neşeliydi. 14 aylık emeğin ürünü olan tütünü yetiştirmek için de tüm bu özelliklere ihtiyaç vardı zaten. Köyün içinde 2 ırmak geçerdi. Belli ki kendine has iklimi nedeniyle tüm canlılar için ideal bir yaşam merkeziydi. Çünkü pek çok hayvanı köyümde tanıma imkânı buldum. Minik bir kuş cenneti de sayabilirim Sera köyünü. Karatavuk, Dirvana ve Rusya’dan koca Karadeniz’i uçarak geçen bıldırcınlar. 


Bıldırcınlar aslında uzun menzil uçucular değildir ama büyük kayıplarına rağmen Karadeniz’i uçarak geçmekten de vazgeçemezler. Bu yorucu yolculuk Karadeniz sahilinde noktalandığında, binlerce bıldırcın artık yorulmuş olurdu. Eylül ayı başlarında hafif çiseli günlerde yağmur gibi tarlalarımıza dökülen bıldırcanlar hala gözümün önüne gelir. Bir de geceleri ellerinde adına’ lüküs’ denilen fenerlerle kolayca bıldırcın yakalayan ahali…


Köyümün öne çıkan karakterleri de vardı. Bunlardan biri de balıkçı Adil Ağa idi. Oranın efsanesi olmuştu artık. Tam da evimizin önündeki küçük yalıda bordo mavi kayığı ile en verimli balık avlarını o yapardı. Tüm Karadeniz’de olduğu gibi hazır cevaplılığı ile de meşhurdu. Hiç unutmam rahmetli dedem Hac vazifesinden yeni dönmüş ve konu komşuya ikram edilmek üzere Zemzem suyu getirmişti. Adettendir zemzem kıbleye dönülerek içilir. Balıkçı Adil Ağa öyle yapmadı. Zemzemi tam aksi istikamete, yüzünü Karadeniz’e dönerek içti. Ahalinin “Yav, yanlış yöne bakıyorsun Adil Ağa, kıbleye dön. Dağa doğru dön, güneye doğru dön.” Seslenişlerine aldırmadan suyu içti ve döndü. “Valla, ben, onu bunu bilmem. Benim kıblem denizdir.” dedi.


Karadenizli bir balıkçıya yakışmıştı bu söz. Allah rahmet eylesin. Trabzon denince, düzlük alan vardı denince kuşkusuz köyümüzün futbol aşkından bahsetmeden olmaz. Bir tanesi köyün biz çocuklarının keşfettiği alan olmak üzere, futbol maçlarının yapıldığı 3 bölge vardı. Öyle sıradan maçlar sanmayın. Buralardan Türk Milli Takımı’na kadar yükselen oyuncular oldu. Size bugün asıl anlatmak istediğim şey işte bu üç alandan biri olan bir yer…


Takımımızın adı Çerkesspor


Halk arasında adı; Çerkes Mezarlığı. Burası aslında geniş bir mera. Köy ahalisi bir araya gelmek için bu alanı kullanıyor. Çoğu zaman futbol maçları burada yapılıyor. Öyle ki bizim kendi aramızda kurduğumuz takımın adı bile Çerkesspor.


Mavraspor, Çatırdağıspor, Söğütlüspor ve biz: Çerkesspor Köyümden ayrılalı uzun yıllar olmasına rağmen Çerkesspor tezahüratları, Çerkez Mezarlığı ismi hiç aklımdan çıkmadı. Çocukken sorgulamak aklıma bile gelmezken üniversite yıllarımda bölgeye ve yöreme olan merakım beni çok sevdiğim Çerkes Mezarlığı adının nereden geldiğini sorgulamaya itti.